Kemal Can yazdı: Hiçbir şey olmasa bile…
“Sürecin önemli eşiklerinden sayılan İmralı görüşmesi, CHP’nin tavrından ziyade iktidarın ve özellikle Erdoğan’ın tercihi nedeniyle pek de ‘kritik’ bir sonuç üretmiş değil. Galiba bir sonuç vermemesi için özel olarak böyle hazırlandı, uygulandı ve kullanılıyor. Bu önemli eşiğin, iktidarı -zaten iyice gecikmiş- adımlara zorlayacak, ikinci faslı başlatan bir kapı haline gelmesi ‘başarıyla’ engellenmiş oldu. Kürt kamuoyu CHP’yi muhataplık pozisyonu açısından eleştirmeye yöneltilirken, iktidarın muhataplık pozisyonunu hiç değiştirmemesi hatta eşitsizliği (dengesizliği) tahkim etmesi, tartışmanın dışına taşındı. Süreç açısından bakıldığında, bu görüşme öncesiyle sonrası arasında nasıl bir hayati değişimden bahsedilebilir? Üstelik bu soruların negatif cevaplarının CHP’nin gitmemesiyle ilişkisi de son derece zayıf.”
Geçen haftaki yazımdan bu alıntı, TBMM Komisyonu’nun İmralı görüşmesinin tutanakları konusundaki tavrıyla iyice netleşmiş (pekişmiş) oldu. Kim nasıl bir anlam yüklüyor olursa olsun, İmralı görüşmesinin öncesiyle sonrası arasındaki farkı doğru düzgün anlatabilen kimse yok. Bu eşiğe pozitif anlam yükleyenler yanında -komisyon kurulurken de etkili olan- “büyük felaket” komplocuları da elle tutulur bir değişiklikten bahsedemiyor. Ancak İmralı görüşmesinin dizaynı ile; “ikinci aşama” denilen paketin, -hukuk bağlamında- örgüt/devlet (iktidar) aksıyla sınırlandırıldığı ve sürecin en muğlak tarafı olan “demokratikleşmeyle” ilişkinin ise daha da uzağa itildiği söylenebilir. Bu eşik sonrasında iktidardan beklenecek adımlar, örgüt mensuplarının durumuna dair yasal düzenlemeler başlığında toparlanıyor. Süreç destekçisi kamuoyu için beklenti çıtası tekrar düşürülüyor ve bir süre daha susup beklenecek yeni bir menzil üretiliyor.
İmralı görüşmesinin tutanak altına alınmış “özetinin de özetinin” açıklanması; öncesinde ve gerçekleşmesindeki absürt sahnelerdeki kurgusal gizemin devamı demek. Üstelik paylaşılan metin, -DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit açıklamalarıyla anladığımız kadarıyla- büyük boşluklar ve eksikler içermesi yanında, özel bir algı üretmek için kurgulanmış gibi. Görüşmenin ardından çıkan maksatlı dedikodular bir yana, “iktidar özeti” bile; eşitler arası bir müzakere hatta diyalog görüntüsünden kaçma hevesinde. Görüşme öncesinde şeffaflık konusunda hiçbir çaba göstermeyen hatta kapalı oylamaya destek veren DEM’in bile kapalılıktan şikayet etmeye başlamasına yol açan nedenlerden biri de bu. Çünkü kapalı yürütülen her şeyde olduğu gibi, bilgiyi ve algıyı yönetme imkanları daha fazla olan asimetrik avantaj elde ediyor. Bu avantaj sadece güç enstrümanları ve iletişim üstünlüğüyle oluşmuyor. “Aman sürece halel gelmesin” dikkatinin biçimi ve ölçüsü de, imajı yöneten veya özel kayırma temin edenlerce oransız biçimde kullanılıyor.
Her sorgulama kötü niyetli sayılır, bütün “ama”lar yasaklanır; konunun hızla toplumsallaştırılacağı vaadinin yerine “konu siyaset üstü ve polemiğe kapalı devlet meselesi” denirse, karşı olanlar ve destek verenler şeklinde indirgemeci (katı) cepheler çizilirse, kimseye müzakerenin herhangi bir aşamasında -ya da gerektiğinde- “fakat” diyebilme imkanı kalmaz. Sadece bekleyerek inisiyatif kazanan ve herkesi kendi onayını beklemeye mecbur bırakan aktör, dümeni istediği yere kırar, hızı istediği gibi yönetir hatta durulacak (uğranacak) limanları da belirleyebilir. Geçen bir yıl boyunca önümüze getirilen “kritik eşik” etiketli gelişmelerin büyük çoğunluğu, yürüyen müzakerelerle varılmış sonuçlardan ziyade, sürecin başlatıldığı noktada zaten mutabık kalınmış adımlardı. Süren müzakere veya mücadele ise bu hamlelerin hangi ajandaya bağlı bir akışa yerleşeceği; olanların nasıl algılanıp tartışılacağı ve elbette hangi -yan- kullanımlara açılacağıyla ilgiliydi.
Bir yılı geride bırakan süreç, siyaset gündeminin en çok konuşulan, en çok spekülasyona konu olan ve buna karşılık hala hakkında en az şey bilinen konusu olmaya devam ediyor. Bugünü anlamak için -en azından kamuoyuna açıldığı- başlangıç noktasını hatırlamak gerek. 17 Kasım 2024 tarihli “Ne için Vakit Tamam” başlıklı yazıdan bir alıntı:
“Toparlarsak; küresel dinamikler ve bölge dengelerinde ortaya çıkan risk ve fırsatlar; Kürt meselesinin, hem iç hem dış zeminde stabilizasyonu; muhalefetiyle, aktörleriyle siyasi alanın yeniden tanzimi; tıpkı 2015’te olduğu gibi uzunca bir dönemi sürükleyebilecek........© Medyascope





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin
Chester H. Sunde