menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Duygu Uzunoğlu ve Tansel Erdem Yılmaz yazdı | Emekliler lokali: Yaşlılıkta hayata karışmak için bir öneri

9 0
yesterday

Son güncelleme: 21 Haziran 2026 -

Duygu Uzunoğlu ve Tansel Erdem Yılmaz yazdı | Emekliler lokali: Yaşlılıkta hayata karışmak için bir öneri

21 Haziran 2026 Pazar

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – Yaşlılar için açılan kamusal mekânlar, yalnızca dinlenme alanı değil; sohbetin, hareketin, küçük karşılaşmaların ve aidiyet duygusunun kurulduğu yerler olabilir. Üsküdar ve Beyoğlu örnekleri, erişilebilir ve programlı sosyal alanların yaşlılıkta yalnızlaşmaya karşı nasıl bir cevap üretebildiğini ortaya koyuyor.

Yalnızlık çoğu zaman bireysel bir hal, biraz da özel hayatın içinde çözülecek bir duygu durumu gibi ele alınıyor. Oysa Harvard tarafından yapılan güncel araştırma, bunun çok daha geniş sonuçları olan bir halk sağlığı meselesi olduğunun kanıtı. Sosyal izolasyonun kalp hastalığı, inme, demans ve erken ölüm riskini artırdığı, kaygı, depresyon ve intihar düşüncesiyle de yaşam kalitesini aşağı çektiği görülüyor. Dolayısıyla meseleyi yalnızca yaşlıların can sıkıntısı olarak okumak hatalı. Daha doğrudan söylemek gerekirse, gündelik hayattan çekilmenin bedeli vücutta, zihinde ve ömürde birikiyor.

Türkiye bağlamında bu tabloyu daha keskin bir dille tarif eden kişi, Yaşlı Hakları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Boratav. Boratav, yaptığımız görüşmede yalnızlaşmanın sağlık üzerindeki etkisini “günde on beş sigara içmek kadar zararlı” diye tanımlıyor. Bu cümle, belediyelerin neden yaşlılara dönük kamusal mekânlar kurmasının önemli olduğunu açık biçimde anlatıyor. Çünkü mobilite sorunu olmayan bir yaşlı için mesele sadece dışarı çıkmak değil, dışarıda anlamlı bir ritme kavuşmak.

Gerontolog Gülce Aksoy da Boratav’ın anlattığı sigara metaforunu (Julianne Holt-Lunstad araştırması) yalnızlığın fizyolojik ve nörolojik yıkımını çok net özetlediği kanaatinde. Sosyal izolasyonun yarattığı stres Gerontoloji Bölümü Kurucu Başkanı Sayın Prof. Dr. İsmail Tufan’ın öncülüğünü yaptığı GeroAtlas (Türkiye Gerontoloji Atlası) projesinin verileriyle de ortaya koyulurken, yine aynı araştırmaya göre yaşlılıkta aile dışı sosyal ilişkiler (komşuluk, arkadaşlık) yüzde 78 oranında azalmakta. Bu araştırma yaşlılarda hobi ve gezinti gibi dışa dönük aktivitelerin düşüşe geçtiğini ve yerini en güçlü artışla “düşünceye dalıp gitmek” gibi içe kapanık eylemlere bıraktığını da ortaya koyuyor. Aksoy, “kullan ya da kaybet” prensibi gereği, bu sosyal uyaran eksikliğinin bilişsel rezervi hızla tüketerek demans ve Alzheimer riskini doğrudan tetiklediğini belirtiyor.

Tam bu nedenle emekli lokalleri, emekli evleri ve gündüz yaşam merkezleri sadece “mola verilen” yerler olarak okunamaz. Bunlar iyi kurgulandığında, yaşlıyı evde kalma eğiliminden koparan, akran ilişkisini güçlendiren, küçük ekonomik rahatlamalar sunan ve zamanı yeniden kuran kamusal alanlar haline gelir.Bu yazının temel meselesi de tam olarak burada: Bu mekânlar yaşlıların gündüz hayatını ne ölçüde dönüştürebiliyor?

1. Dünyadaki örnekler: Günü yalnızca geçirmek değil, paylaşmak

Bunu anlamak için önce Türkiye dışındaki daha yerleşik örneklere bakmak ve bir kıyas noktası oluşturmak gerek. Kanada’daki Evergreen Seniors Community Centre, yaşlılara dönük merkezlerin neye benzeyebileceğine dair güçlü bir örnek sunuyor. Guelph Belediyesi ile Guelph Wellington Seniors Association işbirliği ile çalışan bu merkez, 55 yaş ve üstündeki bireyler için tasarlanmış çok amaçlı bir topluluk alanı. Burayı önemli kılan şey, bir bakım merkezinden öte, aktif yaşlanma ve düzenli sosyalleşme zemini gibi çalışması.

Merkezin mantığı oldukça net. İnsanlar tedavi görmek gibi katı bir çözümün izinden giderek ziyaret etmiyor, egzersiz yapmak, kurslara katılmak ve başka insanlarla bağ kurmak için geliyor. Guelph Belediyesi’nin yaşlı nüfus projeksiyonları da böyle bir merkezin neden kent ölçeğinde bir ihtiyaç olarak görüldüğünü açıklıyor. Yani yapı, bugünün boş zaman sorununa dokunurken, aynı zamanda yaşlanan bir kent nüfusunun kamusal ihtiyaçlarına verilmiş planlı bir cevabı da simgeliyor.

Merkez değil, aidiyet üretme iddiasında bir mekân

Bu örneği güçlü kılan esas şey, yalnızca içinde ne olduğu değil, kullanıcının merkeze nasıl bağlandığı. Düzenli spor programları, dans dersleri, kart oyunları, eğitim faaliyetleri, gönüllülük imkanları ve destek grupları, burayı “arada bir uğranan” yer olmaktan çıkarıp gündelik rutinin parçası haline getiriyor.

Wanderlog’daki yorumlara baktığımızda da benzer bir tablo görülüyor. Kullanıcıların merkezi klasik bir spor tesisinden çok bir topluluk evi gibi algıladığı, burada yeni arkadaşlıklar kurmanın kolaylaştığı ve özellikle yeni taşınan emekliler için güvenli bir başlangıç alanı oluştuğu anlaşılıyor. Başka bir deyişle, mekân hizmet sunuyor ancak içine yerleşilen bir sosyal doku da üretiyor.

2. Üsküdar Belediyesi Emekliler Lokali: Meydandaki durağın ötesinde ne var?

Yerel örnekleri de inceledik ve örneklem havuzumuza iki lokali almaya karar verdik. Bu mekânları seçerken hem çalışmanın sınırlarına dahil olmaları hem de modern girişimler olmaları etkili oldu. İlk örnek, Üsküdar Belediyesi Emekliler Lokali, İstanbul’daki en dikkat çekici örneklerden biri. Bunun ilk nedeni elbette konumu. Üsküdar Meydanı gibi çok yoğun ve merkezi bir yerde bulunması, lokali sadece ilçe sakinlerinin değil çevre ilçelerden gelenlerin de kullandığı bir alana dönüştürüyor. İkinci neden ise hizmetlerin tamamen ücretsiz olması. Bu iki unsur birleştiğinde, mekân yaşlılar için plan yapılması gereken bir tesis olmaktan çıkıp gündelik hayatın doğal uzantısı haline geliyor.

Üsküdar Belediyesi Emekliler Lokali’nin birim sorumlusu Nuray Kılıç ile yapılan saha görüşmesinde öğrendiğimiz verilere göre merkez günlük ortalama 500 kişiyi ağırlıyor. Kılıç’ın ifadesiyle bu sayı, merkeziliği nedeniyle daha da yüksek hissediliyor. Kullanıcıların çoğunluğu erkek olsa da, günlük ziyaretçilerin yaklaşık 100 kadarını kadınlar oluşturuyor. Bu veri, yaşlılara dönük kamusal alanların kullanımında cinsiyet dengesinin halen sorgulanması gerektiğini de gösteriyor.

Burada dikkat çeken şey ise yalnızca yoğunluk değil, bu yoğunluğun nasıl anlamlandırıldığı. Merkez, “her güne bir aktivite” yaklaşımıyla dikiş, cam boyama, örgü grubu, kitap okuma ve sohbet saatleri, tansiyon ve şeker ölçümleri, sağlık soru-cevap buluşmaları gibi düzenli etkinlikler yürütüyor. Fizyoterapistin varlığı ve kütüphane destekli okuma saatleri de mekânın sadece oturulan değil, hareket edilen ve karşılaşmaların çoğaldığı bir alan olarak düşünülmeye çalışıldığını gösteriyor.

Ücretsiz alanın ötesinde kamusal bir davet

Üsküdar örneğini güçlü kılan en önemli şeylerden biri, ücretsiz hizmet modelinin yaşlıların bu mekâna gelmesini kolaylaştırması. Bilhassa işçi sınıfı için emekli maaşlarının seviyesi düşünüldüğünde, dışarıda uzun süre vakit geçirilebilecek, çay ve su gibi temel ikramların maliyetsiz sunulduğu bir mekânın kıymeti büyük. İnsanların “uğrayayım mı, masraf olur mu” hesabı yapmadan gelebilmesi, bu merkezleri gerçekten kullanılabilir kılıyor.

Ama asıl değer, bu ekonomik erişilebilirliğin yalnız bırakılmamasında. ÜSMEK eğitmenlerinin eşlik ettiği atölyeler, örgü grubu gibi düzenli buluşmalar ve sağlıkla ilgili küçük ama tekrar eden temaslar, lokali pasif bir bekleme alanı olmaktan uzaklaştırıyor. Ferhat Boratav’ın, “bir bina sağlayıp ucuza çay vermek yeterli değil” diye başlayan uyarısı burada hatırlatıcı oluyor. Boratav, bu tip yerlerde bedensel, zihinsel ve sosyal hareketlilik yaratacak programların gerekli olduğunu vurguluyor. Üsküdar örneği de bu ihtiyacı belli ölçüde görmüş durumda.

Gülce Aksoy ise lokalleri yaşlılığı bir “bekleme odası” veya salt “boş zaman” olarak gören geleneksel ve kısıtlayıcı anlayışın kent mekanına yansıması olarak görüyor. Oysa yaşlılığın gelişimin ve öğrenmenin devam ettiği bir yaşam evresi olduğunu bu nedenle de yerel yönetimlerin bu lokalleri planlarken ve işletirken gerontologlarla çalışması; mekanların salt birer “bina” olmaktan çıkıp, yaşlının biyo-psiko-sosyal ihtiyaçlarına göre tasarlanmış gerçek “Aktif Yaşlanma Merkezlerine” dönüşmesini sağlayacağının altını çiziyor.

“Türkiye’de emeklilik sonrası dönemde bireylerin zihinsel/fiziksel etkinliklerle bilişsel rezervlerini koruyabileceği bu merkezlerin sayısının artırılması ve bu merkezlerin yönetiminde gerontologların istihdam edilmesi stratejik bir zorunluluktur.”

Facebook’taki kullanıcı yorumlarına baktığımızda, merkezin varlığının başlı başına memnuniyet yarattığı anlaşılıyor. Yorumlar, yaşlılara özel ve ücretsiz bir mekânın kamusal hayatta ne kadar görünür bir karşılık bulduğunu düşündürüyor. Kullanıcıların önemli bir kısmı, bu hizmetin “düşünülmüş” olmasını kıymetli buluyor.

Kullanıcı yorumlarının söylediği ince şeyler

Aynı yorumlar, mekâna dair daha gündelik ayrıntıları da görünür kılıyor. Facebook’taki bazı kullanıcı değerlendirmelerinde gürültü düzeyi, personelin iletişim biçimi ve yaşlıların dinlenme ihtiyacına daha nazik alanlar açılması gerektiği gibi başlıklar öne çıkıyor. Bunları sert eleştiriler olarak değil, hizmetin daha inceltilmiş biçimde gelişebileceğine dair kullanıcı beklentileri olarak okumak daha doğru.

Bu da aslında olumlu bir işaret. Çünkü insanlar bu mekânlardan vazgeçme refleksini geride bırakarak daha iyi işlemesini istiyorlar. Gürültünün daha medeni yöntemlerle azaltılmasını, iletişim dilinin daha özenli olmasını, gündelik akışın yaşlıların ritmine daha uygun hale gelmesini bekliyorlar. Bu beklentinin kendisi bile merkezin hayatın içine girdiğini gösteriyor.

Kadınların daha fazla dahil olabileceği alanlar neden önemli?

Üsküdar örneğinde dikkat çeken bir başka nokta da kadınlara yönelik tasarlanan etkinliklerin görünürlüğü. Örgü grubu gibi düzenli buluşmaların kadın kullanıcıları daha görünür kıldığı anlaşılıyor. Bu küçük detay önemli. Çünkü yaşlılara dönük kamusal mekânlarda mesele sadece kapıyı açmak değil, içerideki kullanım kültürünü farklı kullanıcılar için de davetkar kılmak.

Lokallere gidenlerin cinsiyet dağılımı ile ilgili Aksoy önemli bir noktaya dikkat çekiyor ve kamusal dinlenme mekânlarının tarihsel olarak eril bir (“kahvehane“) kodlaması olmasının yanı sıra yaşlılık yoksulluğunun özellikle kadınları vurduğunu belirtiyor. Kendi........

© Medyascope