menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İBB davasında ara karar: 53 tutuklu sanıktan 51’inin tutukluluğuna devam kararı verildi

17 0
03.09.2026

Son güncelleme: 3 Eylül 2026 -

İBB davasında ara karar: 53 tutuklu sanıktan 51’inin tutukluluğuna devam kararı verildi

3 Eylül 2026 Perşembe

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – İBB davasının ikinci duruşmasının 11. gününde, tahliye beyanları alınmaya devam edildi. Mahkeme başkanı, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ve iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine, kalan 51 ismin tutukluluğunun devamına karar verildiğini açıkladı.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 53’ü tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davasının ikinci duruşmasına, 11. günde tahliye beyanlarıyla devam edildi.

İBB davasının ikinci duruşmasında Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 13 kişinin beyanları alındı. Beyanların sona ermesinin ardından, duruşma savcısı, tüm tutuklu isimlerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti.

Mahkeme başkanı, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ve iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine, kalan 51 ismin tutukluluğunun devamına karar verildiğini açıkladı.

“Varlığından haberdar olmadığım bir örgüt yüzünden 1,5 yıldır çile çekiyorum”

Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın tahliye talepli beyanıyla duruşmaya başlandı. Ayık, eski AKP’li İBB Başkanı Kadir Topbaş döneminde belediyede çalışmaya başladığını söyledi. Ayık, “Varlığından haberdar olmadığım bir örgüt yüzünden 1,5 yıldır çile çekiyorum” dedi.

Kamu kurum ve kuruluşlarını zarara uğratmakla suçlanan Fatoş Ayık, suçlamanın aksine Medya A.Ş.’de hizmet alımlarında yüzde 40 kâr elde edildiğini belirtti.

Ayık beyanının sonunda, “Artık kendimi geçtim, 1,5 senenin sonunda 69 yaşındaki annem ve 74 yaşındaki babamın cezaevi kapılarındaki, mahkeme salonlarındaki gözü yaşlı bekleyişleri son bulsun istiyorum” dedi.

“Önceki dönemlerde aynı ihaleleri yapan insanların hepsi ödüllendirilmiş”

Fatoş Ayık’ın ardından tutuklu İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin’in avukatının, tahliye talepli beyanına geçildi. Çetin’in yerine söz alan avukatı Pınar Çengel, müvekkilinin suçlandığı ihale yöntemleriyle 2019’dan öncekilerin aynı olduğunu ifade etti. Çengel, “Önceki dönemlerde aynı ihaleleri yapan insanların hepsi ödüllendirilmiş. Bazıları bugün bakanlık bünyesinde görev yapıyor” dedi.

Taner Çetin’in diğer avukatı Turgut Hökenek ise müvekkilin tutukluluğunun devamını gerektiren somut bir gerekçenin kalmadığını söyledi. Hökenek, “Yaklaşık 16 ayı aşkın bir tutukluluk süresi, dosyanın mevcut aşaması, delillerin toplanmış olması, müvekkilin kişisel koşulları ve isnat edilen suçların unsurlarına ilişkin savunmalarımızda birlikte değerlendirildiğinde tutuklamanın devamının artık ölçülülük sınırlarını fazlasıyla aşacağı kanaatindeyiz” dedi.

İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce, tahliye talebinde bulunmak için kürsüye geldi. “İmzaladığım hiçbir evrakta, bir kuruş kamu zararıyla karşılaşılmadı” diyen Buğra Gökce, hakkındaki suçlamaya dair iddianamede maddi bir unsur olmadığını söyledi.

İddia edilen “örgütü” reddeden Buğra Gökce, “Örgüt adına olması için menfaat sağlamam lazım. Kredi ile aldığım bir evim var, arabam yok. Cezaevinde yattığım sürede de maddi sıkıntı yaşıyorum ve bununla da onur duyuyorum” dedi. Gökce devamında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmak için İBB’deki görevinden istifa ettiğini hatırlatıp “Beni aday yapmadılar, ben nasıl örgüte hizmet etmiş olabilirim?” diye sordu.

“Kızımın birçok ilkini kaçırdım”

İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten’in beyanına geçildi. Gülten, tarafına yöneltilen suçlamaların neden maddi ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunmasında açıkladığını söyledi.

Eylem 25’te, projelerin silüet onayında hukuka aykırı biçimde bekletildiği ve bu süreçte menfaat talep edildiği iddiasına değinen Gülten, “Silüet incelemeleri 2019 öncesinde de yapılmaktaydı. Biz daha önce tek imzayla yürütülen bu süreci, farklı uzmanlık alanlarından meslek insanlarının birlikte değerlendirme yaptığı daha şeffaf ve kurumsal bir yapıya dönüştürdük” dedi.

Gülten, “Savcılığın talebi üzerine yapılan incelemede, suçlamaya konu projelerin silüet onayına tabî olması gerektiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla hukuka aykırı olduğu ileri sürülen işlemin mevzuata uygunluğu dosyadaki incelemeyle de ortaya konulmuştur” diye devam etti.

Ramazan Gülten beyanının devamında, tutukluyken baba olduğunu söyledi ve “Savunmamda, ben tutukluyken dünyaya gelen kızımdan bahsetmiştim. Onun birçok ilkini kaçırdığımı, hiç değilse ilk yaş gününü ve ilk adımlarını kaçırmak istemediğimi söylemiştim. Tutukluluğumun devamı nedeniyle onları da kaçırdım” dedi.

Gülten şunları söyledi:

“Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken benim yerime onun ilklerine tanıklık etti. Sonra gördüklerini ve yaşadıklarını haftalık bir saatlik görüşlerimizde ve on dakikalık telefon konuşmalarımızda bana anlatarak beni kızımın hayatının içinde tutmaya, babalığımı eksiltmemeye çalıştı. İlk adımlar ve ilk yaş günü artık geride kaldı. Biz de geride kalanları saymak yerine, birlikte atacağımız binlerce adımı düşünmeyi öğrendik. Bugün sizden geçmişte kaçırdığım anları geri vermenizi istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Ancak bundan sonra kızımla yaşayabileceğim anların da eksilmemesini istiyorum. Yargılamadan kaçmak gibi bir düşüncem yoktur. 20 yıllık meslek hayatım,17 yıllık kamu hizmetim, ailem, yaşam düzenim ve bütün bağlarım buradadır. Savunmam alınmış, deliller dosyaya girmiş ve hakkımdaki iddialar ayrıntılı biçimde tartışılmıştır. Bu nedenle geldiğimiz aşamada tutukluluğumun devamının gerekli ve ölçülü olmadığını düşünüyorum.”

“Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken benim yerime onun ilklerine tanıklık etti. Sonra gördüklerini ve yaşadıklarını haftalık bir saatlik görüşlerimizde ve on dakikalık telefon konuşmalarımızda bana anlatarak beni kızımın hayatının içinde tutmaya, babalığımı eksiltmemeye çalıştı. İlk adımlar ve ilk yaş günü artık geride kaldı. Biz de geride kalanları saymak yerine, birlikte atacağımız binlerce adımı düşünmeyi öğrendik. Bugün sizden geçmişte kaçırdığım anları geri vermenizi istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Ancak bundan sonra kızımla yaşayabileceğim anların da eksilmemesini istiyorum. Yargılamadan kaçmak gibi bir düşüncem yoktur. 20 yıllık meslek hayatım,17 yıllık kamu hizmetim, ailem, yaşam düzenim ve bütün bağlarım buradadır. Savunmam alınmış, deliller dosyaya girmiş ve hakkımdaki iddialar ayrıntılı biçimde tartışılmıştır. Bu nedenle geldiğimiz aşamada tutukluluğumun devamının gerekli ve ölçülü olmadığını düşünüyorum.”

Ramazan Gülten’in avukatı Enes Ermaner söz aldı. “Ramazan Gülten’in özgürlüğünden mahrum bırakılmasını bugün hâlâ gerekli kılan somut delil nedir” diyen Ermaner, “Müvekkilimizin bu dosyada bulunmasının temelinde, belirttiğimiz gibi sadece İBB’de imar alanında üst düzey bir kamu görevlisi olarak çalışmış olması bulunmaktadır. İddianameye baktığınızda son derece ağır suçlamalar görüyorsunuz: Örgüt üyeliği, irtikap, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık… Fakat bu ağır suç başlıklarının altından Ramazan Gülten’e özgülenmiş somut fiilleri çıkarmaya çalıştığınızda karşınıza bambaşka bir tablo çıkıyor” diye konuştu.

Avukat Ermaner, iddianamede “örgütsel bağın delili” olarak sunulan HTS ve BAZ kayıtları ise Gülten’in yıllarca aynı kurumda görev yaptığı çalışma arkadaşlarıyla olan olağan mesleki temaslarından ibaret olduğunu söyledi.

Ermaner, şöyle devam etti:

“İddianamede ve bilirkişi raporunda kurulan mantık aslında şundan ibarettir: ‘İhale şartlarında sorun vardır. Ramazan Gülten komisyon kararını imzalamıştır. O hâlde bu sorunları biliyordur ve suçun içerisindedir.’ Oysa ceza hukukunda ‘biliyor olmalıydı’ diye bir mahkûmiyet ve hele ki tutukluluk sebebi yoktur. Komisyon üyeliği, ne şartname hazırlandığını ne muhammen bedelin belirlendiğini ne ihalenin yönlendirildiğini ne de suç işleme kastını gösterir. Bir komisyon kararı imzasının arkasına varsayım eklenerek suç üretilemez. Bir kamu görevlisinin cezai sorumluluğu, görev unvanından ya da imzasından değil, kendi somut fiilinden ve kastından doğar.”

“İddianamede ve bilirkişi raporunda kurulan mantık aslında şundan ibarettir: ‘İhale şartlarında sorun vardır. Ramazan Gülten komisyon kararını imzalamıştır. O hâlde bu sorunları biliyordur ve suçun içerisindedir.’ Oysa ceza hukukunda ‘biliyor olmalıydı’ diye bir mahkûmiyet ve hele ki tutukluluk sebebi yoktur. Komisyon üyeliği, ne şartname hazırlandığını ne muhammen bedelin belirlendiğini ne ihalenin yönlendirildiğini ne de suç işleme kastını gösterir. Bir komisyon kararı imzasının arkasına varsayım eklenerek suç üretilemez. Bir kamu görevlisinin cezai sorumluluğu, görev unvanından ya da imzasından değil, kendi somut fiilinden ve kastından doğar.”

Avukatlara soruşturma başlatıldığı ortaya çıktı

İBB davasında tutuklu Aykut Erdoğdu, Ramazan Gülten ve tutuksuz Yavuz Oğhan’ın avukatları Hüseyin Ersöz ve Enes Ermaner’e “hakaret” ve “tehdit” iddiasıyla soruşturma başlatıldığı ortaya çıktı.

Beyanın sonunda Enes Ermaner, avukat Hüseyin Ersöz ve kendisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını söyledi. Ermaner, Avukatlık Kanunu ve sağlamış olduğu korumalar ihlal edilerek herhangi bir soruşturma izni alınmaksızın soruşturmanın başlatıldığını açıkladı.

Ermaner, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan almış olduğumuz bir telefon ile benim ve değerli meslektaşım avukat Hüseyin Ersöz’ün hakkında sizlere hakaret ettiğimiz ve sizleri tehdit ettiğimiz iddiasıyla resen soruşturma başlatıldığını ve ifade vermek üzere adliyeye davet edildiğimizi öğrendik” dedi.

Ermaner, “Bugüne kadar mahkemenizce beyanlarımız ve taleplerimiz nedeniyle hakkımızda bildiğimiz kadarıyla suç duyurusunda bulunulmasına dair bir ara karar dahi kurulmadı. Fakat İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, duruşmada ve dilekçelerimizde belirtmiş olduğumuz özellikle İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla Yargılama Yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi ve temyiz incelemesi yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararlarını basın karşısında da belirtmiş olmamız nedeniyle, sizlerin de herhangi bir şikayeti olmaksızın hakkımızda resen bir soruşturma başlattı” diye konuştu.

“İrtibat kurmak 18 ay cezalandırılmamı mı gerektiriyor?”

Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç, tahliye talebi için kürsüye geldi. İddianamede, 16 eylemden sorumlu tutulduğunu söyleyen Kılıç, bunların yedisinde imzasının dahi bulunmadığını belirtti. Kılıç, tutuklu olduğu süreçte altı kez hapishane değiştirdiğini söyledi.

Kılıç, “Ben mahkemenin bu 9 Temmuz ara vermesinin ardından 1 Ağustos’a kadar 3 No’lu Cezaevinde kalmaya devam ettim. Fakat ikinci celseye 15 gün kala sağlık problemi olmasına rağmen tekrar Eskişehir Cezaevi’ne sevk edildim. 15 Ağustos’ta tekrar Silivri’ye mahkemeniz için geri getirildim. Bugün itibarıyla altıncı kez cezaevim değişmiş oldu” dedi.

Kılıç’ın avukatı Cansu Çifçi, 18 aydır tutuklu olan müvekkilinin ceza aldığı takdirde infazının sekiz aya tekabül ettiğini, tutukluluğunun ölçüsüz olduğunu belirtti.

Tutuklu Güldem Şık, tahliye talebi için söz aldı. Şık, “Kişi kartımla irtibat kurduğumdan bahsediliyor. İrtibat kurmak 18 ay cezalandırmamı mı gerektiriyor?” diye sordu. Şık’ın avukatı Tuba Fidancı, müvekkiliyle ilgili alanın sadece iki buçuk sayfa olduğunu ve tekrarlanarak iddianameye konulduğunu belirtti. Fidancı, “Hepimiz biliyoruz ki tekrar kanıt değildir” dedi.

İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz’ün beyanına geçildi. AKP dönemi dahil 20 yıldır İBB’de görev yapan Kağan Sürmegöz, kamu menfaati için çalıştığını söyledi. Suçlamaların 2021’de yöneltildiğini belirten Sürmegöz, Danıştay’ın 2022 sonunda iddianamede yer alan eylemler ve benzeri için de soruşturma iznini kaldırdığını belirtti. Sürmegöz, “Eski dönemki işlerde de benim imzam var. O dönemde de doğru yapıyorduk ve bunu devam ettirdik” dedi.

“Kayınvalidemin vefat haberini ölümünden iki gün sonra aldım”

Kürsüye gelen Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer, 35 yıllık çalışma hayatında maaşı dışında hesabına giren paranın dahi olmadığın söyledi. Cilt kanseri geçirdiğini, 18 aydır kontrollerinin yapılmadığını belirten Doğruer, “Buradan sağ çıkabilirsem çok da uzun olmayan hayatımı tedavi olarak geçireceğim” dedi.

Hakkındaki haberlerden sonra kendi isteğiyle savcılığa gittiğini sonrasında tutuklandığını anlatan Doğruer, “Benim nasıl kaçma şüphem olur?” diye sordu.

Doğruer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tam 522 gündür tutukluyum. Özgürlüğümden yoksun, sevdiklerimden ayrıyım. 22-23 Haziran tarihlerinde huzurunuzda ifade verdim. O günden bugüne 72 gün geçmiş. Yapılan iki tutukluluk incelemesinde tahliye kararımı ben ve sevdiklerim heyecanla ve umutla bekledik. Hâlâ da umutla bekliyoruz. 72 günde neler oldu? Geçen ifademde size benimle birlikte acı çeken, ceza çeken dört kadından bahsetmiştim. O dört kadından bir tanesi artık yok. Eşimin annesi, kayınvalidem 3 Ağustos’ta Hakk’ın rahmetine kavuştu. Ve ben ona son görevimi yapamadım. Eşimi ve çocuğumu bu acılı günde yalnız bıraktım. Yaklaşık 18 aydır yoğun hastalık döneminde yalnız bıraktığım gibi. Ve vefat haberini ölümünden iki gün sonra alabildim. Kayınvalidemin oğlu yoktu. Eşim ve kız kardeşi morgdan çıkarıp defin işlemlerini yapmışlar. Bundan yaklaşık 10 sene önce eşimin babası öldüğünde bu işleri, bu defin işlerini ben yapmıştım. Bu süreçte eşimin ve çocuğumun yanında olmayıp onlara destek verememenin acısını anlatmam mümkün değil.”

“Tam 522 gündür tutukluyum. Özgürlüğümden yoksun, sevdiklerimden ayrıyım. 22-23 Haziran tarihlerinde huzurunuzda ifade verdim. O günden bugüne 72 gün geçmiş. Yapılan iki tutukluluk incelemesinde tahliye kararımı ben ve sevdiklerim heyecanla ve umutla bekledik. Hâlâ da umutla bekliyoruz. 72 günde neler oldu? Geçen ifademde size benimle birlikte acı çeken, ceza çeken dört kadından bahsetmiştim. O dört kadından bir tanesi artık yok. Eşimin annesi, kayınvalidem 3 Ağustos’ta Hakk’ın rahmetine kavuştu. Ve ben ona son görevimi yapamadım. Eşimi ve çocuğumu bu acılı günde yalnız bıraktım. Yaklaşık 18 aydır yoğun hastalık döneminde yalnız bıraktığım gibi. Ve vefat haberini ölümünden iki gün sonra alabildim. Kayınvalidemin oğlu yoktu. Eşim ve kız kardeşi morgdan çıkarıp defin işlemlerini yapmışlar. Bundan yaklaşık 10 sene önce eşimin babası öldüğünde bu işleri, bu defin işlerini ben yapmıştım. Bu süreçte eşimin ve çocuğumun yanında olmayıp onlara destek verememenin acısını anlatmam mümkün değil.”

“Kişisel hiçbir menfaatin peşinden koşmadım”

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün tahliye talepli beyanına başladı. Akgün, kendisinin değil bulunduğu makamın suçlu ilan edildiğini söyledi. Akgün, “Aylardır ülkenin en küçük cezaevi hücreleriyle en büyük mahkeme salonları arasında mekik dokuyarak onurlu bir hak mücadelesi veriyoruz” dedi.

Akgün, Eylem 56’da tarafına yönelik herhangi bir beyan, somut bir iddia olmamasına ve tüm işlemlerin imar mevzuatına uygun, kamu yararı gözetilerek yapılmasına rağmen iddia makamı hakkımda irtikap suçlamasında bulunulduğunu söyledi.

İhaleye fesat, kamu zararına dolandırıcılık istinadında hile unsurunun ortaya konulmadığını belirten Akgün, “Yaptığım görev boyunca yaşanabilir bir İstanbul için kamu yararını, toplumsal adaleti gözeterek halkın ortak çıkarları için çalıştım. Devletin, yani hepimizin malına, mülküne sahip çıktım. Kimseye de el sürdürtmedim. Kişisel hiçbir menfaatin, çıkarın peşinden koşmadım. Öyle ki sözde bir örgütü ve hayatımda ilk kez........

© Medyascope