Ukrayna’dan uzakta, savaşın içinde: Diasporadaki gençler göçü, kimliği ve diasporayı Medyascope’a anlattı
Son güncelleme: 22 Haziran 2026 -
Ukrayna’dan uzakta, savaşın içinde: Diasporadaki gençler göçü, kimliği ve diasporayı Medyascope’a anlattı
22 Haziran 2026 Pazartesi
Tercih edilen kaynak olarak ekle
İSTANBUL (Medyascope) – Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgali sonrası Almanya’ya, Japonya’ya ve Birleşik Krallık’a göç eden Yaroslav, Daniil ve Kateryna; ülkeden ayrılışlarını, diasporadaki dayanışmayı, Ukraynalı kimliğini ve savaş sonrası geri dönüş sorununu anlattı.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik tam kapsamlı işgali, milyonlarca Ukraynalının hayatını değiştirdi. Savaş başladığında çocukluklarının, öğrenciliklerinin ya da gençliklerinin ortasında olan üç genç; Yaroslav Suhak, Daniil ve Kateryna, Medyascope’a göçün kendileri için ne anlama geldiğini anlattı.
Yaroslav: “Savaş filminden çıkmış bir diyalog gibiydi”
18 yaşındaki Yaroslav, Ukrayna’nın Poltava kentinde doğup büyüdü. Bugün Kyiv-Mohyla Akademisi’nde Uluslararası İlişkiler öğrencisi; eğitimini Justus Liebig Giessen Üniversitesi ile yürütülen ortak program kapsamında Almanya’da sürdürüyor.
Yaroslav’ın Ukrayna’dan ayrılışı doğrudan bir kaçış planı olarak başlamadı. Ailesi, savaş başlamadan kısa süre önce Mısır’a tatile gitti; dönüş tarihi 2 Mart’tı. Ancak o dönüş hiç gerçekleşmedi.
“Benim durumum oldukça sıradışı. 14 Şubat 2022’de annem, kız kardeşim ve ben tatil için Mısır’a uçtuk. 2 Mart’ta eve dönmemiz gerekiyordu, fakat dönemedik. Savaşın hemen öncesinde ailemizdeki atmosfer oldukça gergindi. Rus askerlerinin ‘askeri tatbikat’ bahanesiyle sınıra yığıldığına dair haberler çıkınca Ukrayna’daki insanlar ikiye ayrılmıştı: Savaşın kaçınılmaz olduğuna inananlar ve 21. yüzyılda böyle bir şeyin mümkün olmadığına inananlar. Annem ve ben ikinci gruptaydık. Babam ise savaşın geleceğinden kesinlikle emindi.
Babamın askeri, savunma ve siyasi çevrelerden arkadaşları onu sürekli uyarıyor, çok geç olmadan ülkeyi terk etmenin daha iyi olacağını söylüyordu. Fakat babamın güçlü vatanseverlik duygusu evimizi öylece terk etmesine izin vermiyordu. Aynı zamanda bir baba olarak eşinin ve çocuklarının saldırıya uğramak üzere olan bir ülkede kalmasını da kabul etmiyordu. ‘Ülkeden kaçalım’ demek yerine Mısır’da iki haftalık bir tatil önerdi. Biz tatile gidecektik ve döndüğümüzde ortam normalleşecekti. Bunu umarak gittik.
Uçuştan önceki bir gece mutfağa inmiştim ve babamın, savaş çıkarsa ne yapması gerektiğine dair anneme talimatlar verdiğini duydum. Bu, tam anlamıyla bir savaş filminden çıkmış bir diyalog gibiydi. Anneme yanında dolar, euro ve kartlarında para bulundurmasını söylüyordu. Ayrıca iletişim kesilirse her ayın ilk çarşamba günü saat 18.00’de, altı ay önce Gürcistan’da gittiğimiz belirli bir kafede kendisini beklemesini söyledi. O zamanlar babamın sadece paranoyakça davrandığını düşünmüştüm.
14 Şubat’ta babam bizi Kiev Havalimanı’na götürdü. Kışlık kıyafetlerimizi arabasında bıraktık; sıcak Mısır’da onlara ihtiyacımız olmayacağından emindik. Babama veda ettiğim anı çok net hatırlıyorum. Kısa süre içinde birbirimizi tekrar göremeyeceğimizi bilen tek kişi oydu. Geriye dönüp baktığımda, ona daha sıkı sarılmadığım için derin bir pişmanlık duyuyorum; çünkü onu bir sonraki görüşüm yedi ay sonra olacaktı.”
“Yarik, minibüsümüze ateş açıldı; savaş başladı”
Yaroslav, savaşın başladığını Mısır’da, sosyal medyadan ve bir arkadaşının telefonuyla öğrendi.
“23 Şubat gecesi uyuyamadım. Saat 04.00 civarında Instagram ve Telegram akışım tanklar, patlamalar ve hava çatışmalarına dair haberler, fotoğraflar ve videolarla doldu. Her şey Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiğini gösteriyordu. İlk 15 dakika boyunca tamamen inkâr halindeydim; panikle tüm kaynakları kontrol ediyordum.
Saat 05.00 civarında arkadaşım beni aradı. Yüzme takımıyla Türkiye’deki bir kamp için uçağa binmek üzere Kiev Havalimanı’na gidiyordu. Sadece şunu söyledi: ‘Yarik, minibüsümüze ateş açıldı! Poltava’ya geri dönüyoruz. Aileni uyandır, savaş başladı!’ O noktada bütün şüphelerim ortadan kalktı.
Annemin odasına koştum: ‘Anne, anne, uyan! Savaş başladı, Rusya saldırdı!’ Annem kâbus gördüğümü sandı ve ‘Yariçek, her şey yolunda, sadece rüya görmüşsün, yatağına geri dön’ dedi. İki saat sonra bu kez annem beni savaşın başladığını haykırarak uyandırdı. Ardından ailemizin geri kalanına yapılan panik dolu telefon görüşmeleri, şok ve gözyaşı seli geldi.”
Mısır’dan Frankfurt’a
Ukrayna hava sahasının kapanmasıyla Yaroslav ve ailesi Mısır’da mahsur kaldı. Bir süre sonra Ukraynalıların Almanya ya da Polonya’ya tahliye edileceği duyuruldu.
“Mısır makamları tüm Ukraynalıların konaklamasını ücretsiz olarak uzattı. Yetkililer bile bu savaşın kısa sürede biteceğini ve herkesin evine döneceğini düşünüyordu. Ancak günler geçtikçe ve Ukrayna hava sahası kapalı kaldıkça binlerce mülteciyi otellerde tutmak sürdürülemez hale geldi.
Oradayken başka bir Ukraynalı aileyle tanıştık: Oksana adında bir anne ve iki kızı. Başta Letonya’ya bilet aldılar; çünkü oradaki geniş Rusça konuşan nüfusun entegrasyonu kolaylaştıracağını düşünüyorduk. Ancak uçuştan iki gün önce tüm Ukraynalıların acilen Almanya ya da Polonya’ya tahliye edileceği duyuruldu. Toplanmak için bize yalnızca iki saat verildi. Almanya’yı seçtik. Büyük valizlerimizi geride bıraktık; sadece sırt çantalarımızla yola çıktık.
Frankfurt’a indiğimizde kayıt için havalimanındaki polis merkezine götürüldük. Yaklaşık 60-70 kişi için sadece beş sandalye vardı. Ukraynalıların çoğunun İngilizce konuşamadığını fark ettim. Büyükannem İngilizce öğretmeniydi; 4 yaşımdan beri İngilizce öğreniyordum. Polis memurları ile mülteciler arasında çeviri yapmaya başladım.
En kritik sorunun ‘Kalacak bir yeriniz var mı?’ olduğunu fark ettim. Evet diyenlerin geçmesine izin veriliyordu; hayır diyenler ise mülteci kampına götürülüyordu. Annemin ve Oksana’nın yanına koştum. Spor salonu seçeneği korkunç geliyordu. Sıramıza beş dakika kala Google Maps’ten Frankfurt’ta rastgele bir ev adresi buldum, yaygın Alman isimlerine baktım. Memura bunun bizi bekleyen bir arkadaşımıza ait olduğunu söyledim. Sisteme kaydetti ve geçmemize izin verdi. Aynı numarayı Oksana’nın ailesi için de yaptım.”
Yaroslav’ın ailesi önce mültecileri kabul eden bir kadının evine yerleşti. Ancak evin koşulları zordu. Daha sonra Eva adlı bir Alman kadının yardımıyla Bad Kreuznach yakınlarındaki Wallhausen köyüne taşındılar.
“Dışarıda kar yağıyordu ve biz hâlâ Mısır’dan kalma yazlık kıyafetlerimiz içindeydik. İlk kaldığımız ev buz gibiydi; duvarımızdaki çatlaktan rüzgâr içeri giriyordu. İkinci dondurucu geceden sonra annelerimiz daha iyi bir yer aramaya çıktı. O akşam Eva adında harika bir kadınla döndüler. Eva bizi Wallhausen adlı güzel bir Alman köyüne götürdü. Ailesi bizi bodrum katlarında ağırladı; burası iki yatak odası, özel banyolar ve sonradan mutfağa dönüştürdüğümüz ortak alanıyla döşenmiş bir misafir dairesi gibiydi.”
Okul, kabul ve Ukraynalı kimliği
Yaroslav için Almanya’daki en büyük zorluklardan biri okul sistemine uyumdu. Wallhausen’daki ilk okul deneyimi olumlu geçse de, şehirdeki Gymnasium’da karşılaştığı tablo farklıydı.
“Bir hafta sonra Eva bize Alman yasalarına göre 11 ile 18 yaş arasındaki çocukların okula gitmek zorunda olduğunu söyledi. Oksana’nın büyük kızı Polina ve ben yerel okula kaydolduk. Çocuklar ve öğretmenler bize harika davrandı. Dil kurslarına katıldık ama aynı zamanda İngilizce ve matematik gibi normal derslere de girdik. Arkadaşlar edindik ve orada 8. sınıfı bitirdik; aynı zamanda Ukrayna’daki okulumuzu uzaktan sürdürdük. Hackenheim’a taşındıktan sonra şehirdeki bir Gymnasium’a kaydolduk; ama atmosfer köy okulundan tamamen farklıydı. Yerel çocuklar bizi görmezden geliyordu, öğretmenler de bizi ciddiye almıyordu. Ukrayna’daki okul müfredatının aslında Alman müfredatından daha güçlü ve derinlikli olduğunu fark ettim. Konuları zaten bildiğim için derse katılmaya çalışıyordum, fakat öğretmenler bizi tamamen görmezden geliyordu.
Sonraki 2,5 yılı 10. sınıfı bitirmeye çalışarak geçirdik. Yıl sonunda okul yönetimi, Ukraynalı öğrencilerin hiçbirinin 11. sınıfa geçmesine izin vermedi; yaşımız ya da akademik performansımız ne olursa olsun hepimizi 10. sınıfı tekrar etmeye zorladılar. Neyse ki Ukrayna’daki okul eğitimimi hiç bırakmamıştım. Ukrayna’daki okulumdan dışarıdan mezun oldum ve şu anki üniversite programıma kabul edilmemi sağlayan şey de bu oldu.”
Parayı ödedi, bize döndü ve ‘Ukrayna’ya şan olsun’ dedi
Yaroslav, Almanya’da Ukraynalılara yönelik genel tutumun özellikle savaşın başında destekleyici olduğunu söyledi.
“Wallhausen’daki ilk günlerimizde Polina ile bir süpermarkete gittik. Ailelerimiz bize kişi başı 10 euro vermişti; Ukrayna’da olmayan Alman şekerlemeleri almak istiyorduk. Kasada İngilizce konuşmaya çalışırken yaşlı bir Alman beyefendi önümüze geçti, aldıklarımızı işaret etti ve kasiyere onları da kendi hesabına eklemesini söyledi. Parayı ödedi, bize döndü ve ‘Ukrayna’ya şan olsun’ dedi. Bu bizi inanılmaz mutlu etmiş ve çok duygulandırmıştı.
Genel tutum zamanla daha nötr, gündelik bir kabullenişe dönüştü. Başlangıçtaki duygusal merak dalgası artık dengelendi ve biz basitçe Alman hayatının normal dokusuna entegre olduk. Dürüst olmak gerekirse, umabileceğimiz en iyi sonuç da buydu.
İlk geldiğimiz zamanı hatırlıyorum; herkesin vatanseverlik duygusu inanılmaz derecede yüksekti. Hepimiz bunun kısa sürede biteceğini, kazanacağımızı ve Ukrayna’daki evlerimize döneceğimizi düşünüyorduk. Fakat gerçekliğin başka planları vardı. Zamanla, bir genç olarak odağım yeni ortama uyum sağlamaya ve kim olduğumu anlamaya kaydı. O yoğun ulusal bağlılık hissi kaybolmadı ama arka plana geçti.
Son bir buçuk yılda Ukraynalı kimliğime dair hissim çok daha güçlü hale geldi. Bunun iki temel nedeni var: Poltava’ya yönelik saldırıların yoğunlaşması ve üniversite tercihim. Babanızın orada, saldırıların altında olduğunu bildiğinizde haberleri bambaşka bir acıyla takip ediyorsunuz. Fiziksel olarak Almanya’da olsam da Ukraynalı hocalarla çevrili olmak beni yeniden doğrudan kendi kültürüme ve ülkemin siyasi gerçekliğine çekti.”
Yaroslav, Almanya’daki Ukrayna diasporasının savaşın ilk günlerindeki bireysel yardımlardan daha örgütlü bir dayanışmaya dönüştüğünü söyledi.
“Başlangıçta destek daha çok bireysel düzeydeydi. İnsanlar para bağışlıyor, ilaç gönderiyor ve ellerinden ne geliyorsa onu yapıyordu. Fakat daha fazla Ukraynalı gelip yerleştikçe topluluk çok daha örgütlü ve birleşik hale geldi. Bu süreç, basit banka transferlerinden Avrupa Birliği’ni Ukrayna’yı desteklemeye çağıran mitinglere, oradan da doğrudan sahaya dokunan gönüllülük faaliyetine dönüştü.
Askerlerimiz için siper mumları yaptım, insani yardım malzemeleriyle dolu kargo kamyonlarının yüklenmesine yardım ettim. Ukrayna’ya tıbbi ekipman, hastane yatağı, tekerlekli sandalye ve uzun raf ömrüne sahip gıda gönderdik. Annem ve babamın girişimiyle kurulan ‘Mama Protection’ adlı yardım fonu bugün hâlâ Ukrayna ordusuna ve ihtiyaç sahibi sivillere destek........
