menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk dizileri Latin Amerika’da neden bu kadar seviliyor? Carolina Acosta-Alzuru ile röportaj: “Türkiye ve Latin Amerika düşündüğümüzden daha yakın”

25 0
07.09.2026

Son güncelleme: 7 Eylül 2026 -

Türk dizileri Latin Amerika’da neden bu kadar seviliyor? Carolina Acosta-Alzuru ile röportaj: “Türkiye ve Latin Amerika düşündüğümüzden daha yakın”

7 Eylül 2026 Pazartesi

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – Latin Amerika’da milyonlarca izleyiciye ulaşan Türk dizileri, yalnızca bir televizyon başarısı değil kültürel yakınlık, güçlü melodram dili ve yüksek prodüksiyon kalitesinin birleştiği küresel bir fenomen. Medyascope’a konuşan Prof. Dr. Carolina Acosta-Alzuru, Türk dizilerinin bölgedeki yükselişini, Türkiye’nin imajına etkisini, hayran kültürünü ve sektörün giderek artan uluslararası etkisini anlattı.

Türk dizileri Latin Amerika’da neden bu kadar seviliyor? Türk dizileri, güçlü melodram dili, yüksek prodüksiyon kalitesi ve Latin Amerika izleyicisiyle kurduğu kültürel yakınlık sayesinde bölgede milyonlarca kişiye ulaşıyor. Televizyon ekranlarını aşan bu ilgi, Türkiye’nin imajından hayran kültürüne ve turizme kadar uzanan bir etki yaratıyor. Medyascope’a konuşan Prof. Dr. Carolina Acosta-Alzuru, Türk dizilerinin Latin Amerika’daki yükselişini ve sektörün giderek artan uluslararası etkisini anlattı.

Telenovela geleneği Türk dizilerine nasıl kapı açtı?

Türk dizilerinin Latin Amerika’daki başarısında, bölge izleyicisinin bu yapımlara uzun yıllara dayanan telenovela deneyimi üzerinden yaklaşmasının önemli rol oynadığını belirten Acosta-Alzuru, Türk dizilerindeki melodramatik yapı, yoğun duygusal anlatım ve aşk hikâyelerinin Latin Amerikalı izleyiciye tanıdık geldiğine dikkat çekti.

İki kültür arasında duyguların açık biçimde ifade edilmesi açısından da güçlü bir yakınlık bulunduğunu söyleyen Acosta-Alzuru, izleyicinin kendisine yabancı olmayan bir anlatı diliyle karşılaşmasının Türk dizilerinin bölgede kolayca benimsenmesini sağladığını anlattı.

Acosta-Alzuru’ya görei Türk yapımlarının yüksek prodüksiyon kalitesi ise bu kültürel ve anlatısal yakınlığa eklenen ve dizilerin Latin Amerika’da geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasında etkili olan başlıca unsurlardan biri.

Türk dizilerinin Latin Amerika’da karşılık bulmasını bölgenin güçlü telenovela geleneğiyle birlikte değerlendiren Acosta-Alzuru, iki anlatı biçiminin aşk, melodram ve duyguların merkeze alınması bakımından önemli ortaklıklar taşıdığını belirtti.

Telenovelaları, çeşitli engeller nedeniyle kavuşmakta zorlanan âşıkların hikâyelerini melodramatik bir dille anlatan seri yapımlar olarak tanımlayan Acosta-Alzuru, Venezuelalı yazar José Ignacio Cabrujas’ın ifadesiyle bu türün “duyguların gösterisi” olduğunu söylüyor.

Telenovelaların Latin Amerika’da günlük yayımlanmasının bu yapımları izleyicinin gündelik rutininin bir parçası hâline getirdiğine dikkat çeken Acosta-Alzuru, türün zaman içerisinde sürekli değiştiğini ve bütün telenovelaların aynı yapıya sahip olmadığını da vurguladı. Benzer bir çeşitliliğin Türk dizileri için de geçerli olduğunu belirten Acosta-Alzuru’ya göre iki televizyon geleneği arasındaki temel farklardan biri ise üretim ve yayın biçimleri.

Acosta-Alzuru, Latin Amerika’daki telenovelaların genellikle her gün bir saatlik yayın kuşakları için hazırlandığını, çoğunlukla sezon sistemine sahip olmadığını ve 30 ile 200 arasında değişebilen bölüm sayılarının ardından kesintisiz biçimde sona erdiğini vurguladı.

Türkiye’de prime time dizilerinin ise haftalık yayımlandığını, iki saati aşan bölümlere sahip olduğunu ve yaklaşık eylül-haziran dönemine yayılan sezonlar halinde üretildiğini açıklayan Acosta-Alzuru, Türk dizilerinin Latin Amerika’da ekrana geldiğinde ise uzun bölümlerin çoğunlukla bir saatlik parçalara ayrıldığını aktardı.

İki yapım geleneğini prodüksiyon açısından da karşılaştıran Acosta-Alzuru, genel olarak Türk dizilerinin prodüksiyon kalitesinin telenovelalardan daha yüksek olduğunu, ancak Latin Amerika yapımlarının son beş yılda bu farkı kapatmaya başladığını söylüyor.

Acosta-Alzuru’ya göre Türk dizilerini telenovelalardan ayıran en önemli unsurlardan biri ise kendine özgü hikâye anlatım biçimi. Türk dizilerinde kimi zaman oldukça yavaş ilerleyen temponun hızlanabilmesi, dramatik yükselişlerin etkili biçimde kurulması ve olay örgüsündeki beklenmedik dönüşlerin uluslararası başarıda önemli rol oynadığını belirten Acosta-Alzuru, bu anlatım biçiminin yalnızca Latin Amerika’daki değil, Türk dizilerinin dünya çapındaki başarısının da temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

“Bir diğer önemli fark ise Türk hikâye anlatım tarzıdır: bazen oldukça yavaş, bazen hızlanan değişken temposu dramatik yükselişlerin etkili biçimde kurulması ve olay örgüsündeki beklenmedik dönüşler. Türk hikâye anlatım tarzının, dizilerin yalnızca Latin Amerika’da değil, dünya çapındaki başarısının en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyorum.”

“Bir diğer önemli fark ise Türk hikâye anlatım tarzıdır: bazen oldukça yavaş, bazen hızlanan değişken temposu dramatik yükselişlerin etkili biçimde kurulması ve olay örgüsündeki beklenmedik dönüşler. Türk hikâye anlatım tarzının, dizilerin yalnızca Latin Amerika’da değil, dünya çapındaki başarısının en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyorum.”

İşte röportajın tamamı:

‘’Türkiye ve Latin Amerika kültürel olarak düşündüğünüzden daha yakın’’

Çalışmalarınızda coğrafi ve kültürel mesafe arasında ayrım yapıyorsunuz. Türk ve Latin Amerika toplumları arasında nasıl bir kültürel yakınlık var? Bu yakınlık Türk dizilerinin bölgedeki başarısını açıklayan temel unsurlardan biri olabilir mi?

“Coğrafi mesafe kilometrelerle ölçülebilir; kültürel mesafe ise kültürel benzerlikleri ve farklılıkları içerdiği için daha karmaşıktır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri gibi kişisel özerkliğin ve bireysel başarının önceliklendirildiği daha bireyci kültürler vardır. Buna karşılık bazı kültürler, topluluk içindeki karşılıklı bağımlılığın ve ortak sorumluluğun önemli olduğu kolektivizme daha fazla eğilim gösterir. İletişimin düşük bağlamlı olduğu kültürler de vardır; söylediğiniz şey tam olarak kastettiğiniz şeydir —yine Amerika Birleşik Devletleri buna örnektir. Bunun yanında, konuşanın ve dinleyenin sosyoekonomik ve kültürel statüsünün ve sözsüz ipuçlarının, söylenen kelimeler kadar önemli olduğu yüksek bağlamlı iletişim kültürleri de vardır. Türkiye ve Latin Amerika, Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha kolektivisttir. İletişimleri de Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha yüksek bağlamlıdır. Kısacası Latin Amerika ve Türkiye coğrafi olarak birbirine yakın olmasa da kültürel açıdan çoğu insanın ilk bakışta düşündüğünden daha yakındır. Duygularını utanmadan göstermelerinin yanı sıra Türk ve Latin Amerika kültürleri arasında başka benzerlikler de vardır. Bunlardan yalnızca birkaçını sayacağım: ailenin önemi, zengin ile yoksul ve kent ile kırsal arasındaki karşıtlıklar ve her iki kültürün de kalp kırıklığının acısını aşmadan önce onun üzerinde uzun süre durması. Sonuncusu, aşk hikâyelerine dayanan ve kalp kırıklığının temel dramatik gerilimi yarattığı telenovelalar ve Türk dizileri açısından son derece önemlidir.”

“Coğrafi mesafe kilometrelerle ölçülebilir; kültürel mesafe ise kültürel benzerlikleri ve farklılıkları içerdiği için daha karmaşıktır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri gibi kişisel özerkliğin ve bireysel başarının önceliklendirildiği daha bireyci kültürler vardır. Buna karşılık bazı kültürler, topluluk içindeki karşılıklı bağımlılığın ve ortak sorumluluğun önemli olduğu kolektivizme daha fazla eğilim gösterir. İletişimin düşük bağlamlı olduğu kültürler de vardır; söylediğiniz şey tam olarak kastettiğiniz şeydir —yine Amerika Birleşik Devletleri buna örnektir. Bunun yanında, konuşanın ve dinleyenin sosyoekonomik ve kültürel statüsünün ve sözsüz ipuçlarının, söylenen kelimeler kadar önemli olduğu yüksek bağlamlı iletişim kültürleri de vardır.

Türkiye ve Latin Amerika, Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha kolektivisttir. İletişimleri de Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha yüksek bağlamlıdır. Kısacası Latin Amerika ve Türkiye coğrafi olarak birbirine yakın olmasa da kültürel açıdan çoğu insanın ilk bakışta düşündüğünden daha yakındır.

Duygularını utanmadan göstermelerinin yanı sıra Türk ve Latin Amerika kültürleri arasında başka benzerlikler de vardır. Bunlardan yalnızca birkaçını sayacağım: ailenin önemi, zengin ile yoksul ve kent ile kırsal arasındaki karşıtlıklar ve her iki kültürün de kalp kırıklığının acısını aşmadan önce onun üzerinde uzun süre durması. Sonuncusu, aşk hikâyelerine dayanan ve kalp kırıklığının temel dramatik gerilimi yarattığı telenovelalar ve Türk dizileri açısından son derece önemlidir.”

Sizce Türk dizileri dünyaya daha çok Türk kültürünü mü, yoksa aşk, acı, aile, kıskançlık ve intikam gibi evrensel duyguları mı ihraç ediyor? Türk dizilerinin bu duyguları anlatış biçimini özgün kılan nedir?

“Türk dizileri, duyguların özellikle vurgulandığı hikâyeleri dünyaya ihraç ediyor ancak bunun yanında Türk kültürünü de ihraç ediyor. Uluslararası izleyiciler bu hikâyeleri izlediklerinde karakterler ve olay örgüleriyle duyguları aracılığıyla ilişki kuruyorlar. Bu durum melodramdan beslenen bütün seri anlatı türleri için geçerlidir. Aynı zamanda uluslararası izleyiciler Türk gündelik yaşam kültürünün ve geleneklerinin önemli bir kesitiyle karşılaşıyorlar. Duygulara gelince, onlar evrenseldir. Ancak onlarla nasıl başa çıktığımız kültüre özgüdür. Dolayısıyla Türk dizileri, duyguların yine açıkça ifade edildiği kültürlerde daha rahat dolaşıma giriyor.”

“Türk dizileri, duyguların özellikle vurgulandığı hikâyeleri dünyaya ihraç ediyor ancak bunun yanında Türk kültürünü de ihraç ediyor. Uluslararası izleyiciler bu hikâyeleri izlediklerinde karakterler ve olay örgüleriyle duyguları aracılığıyla ilişki kuruyorlar. Bu durum melodramdan beslenen bütün seri anlatı türleri için geçerlidir.

Aynı zamanda uluslararası izleyiciler Türk gündelik yaşam kültürünün ve geleneklerinin önemli bir kesitiyle karşılaşıyorlar. Duygulara gelince, onlar evrenseldir. Ancak onlarla nasıl başa çıktığımız kültüre özgüdür. Dolayısıyla Türk dizileri, duyguların yine açıkça ifade edildiği kültürlerde daha rahat dolaşıma giriyor.”

Latin Amerika uzun yıllardır Hollywood ve Bollywood yapımlarına da aşina. Buna rağmen Türk dizilerinin bölgede özellikle güçlü bir karşılık bulmasını ne açıklıyor? Türk yapımlarını bu iki kulvardan farklılaştıran unsurlar neler?

“Latin Amerikalıların telenovelalara aşinalığının, Türklerin etkili hikâye anlatım tekniklerinin, dizilerin prodüksiyon kalitesinin ve kültürel benzerliklerin Türk dizilerinin Latin Amerika’daki başarısını belirleyen faktörler olduğuna inanıyorum. Hikâyelerin geçtiği mekânlar da önemlidir. İstanbul, birçok mahalleyi ve karşıtlığı içinde barındıran bir şehir. Bu, mahalle kültürüne ve kendi toplumlarındaki çok sayıdaki karşıtlığa alışkın olan Latin Amerikalılarda karşılık buluyor. İstanbul’da geçmeyen hikâyelere gelince, Latin Amerikalılar Mardin, Kapadokya ve Karadeniz bölgesi gibi yerlere, yeni ve egzotik hissettiren şeylere duyulan ilgiyle bakıyorlar.”

“Latin Amerikalıların telenovelalara aşinalığının, Türklerin etkili hikâye anlatım tekniklerinin, dizilerin prodüksiyon kalitesinin ve kültürel benzerliklerin Türk dizilerinin Latin Amerika’daki başarısını belirleyen faktörler olduğuna inanıyorum.

Hikâyelerin geçtiği mekânlar da önemlidir. İstanbul, birçok mahalleyi ve karşıtlığı içinde barındıran bir şehir. Bu, mahalle kültürüne ve kendi toplumlarındaki çok sayıdaki karşıtlığa alışkın olan Latin Amerikalılarda karşılık buluyor. İstanbul’da geçmeyen hikâyelere gelince, Latin Amerikalılar Mardin, Kapadokya ve Karadeniz bölgesi gibi yerlere, yeni ve egzotik hissettiren şeylere duyulan ilgiyle bakıyorlar.”

Türk dizileri etrafında oyuncu hayranlıkları, Türkçe öğrenme, çeviri faaliyetleri ve Türkiye’ye yönelik kültürel ilgi de gelişti. Bir izleyici hangi noktada hayrana dönüşüyor? Latin Amerika’daki Türk dizisi fandomunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Bazı izleyicilerin hayrana dönüşmesiyle sonuçlanan bir süreç yaşanıyor. Bu gerçekleştiğinde, kendi ülkelerindeki televizyon ekranlarından Türk dizilerini izlemekten çıkıp platformlarda onları büyük bir iştahla tüketmeye ve sosyal medyada kendi içeriklerini üretmeye başlıyorlar. Bazıları içeriklerin çevrilmesine yardımcı oluyor, bazıları ise çoğunlukla yapay zekâ tarafından üretilmiş altyazılarla dizileri bulabilecekleri internet sitelerine ve platformlara yöneliyor. Hayranlar ayrıca belirli bir oyuncu veya dizi etrafında topluluklar oluşturuyor. Hayran oldukları oyuncunun veya dizinin görünürlüğünü yüksek tutmak için çoğu zaman büyük çaba gösteriyorlar, içerik oluşturup yeniden paylaşarak, yorum ve tıklama kampanyaları düzenleyerek ve bir oyuncu adına kitlesel fonlama kampanyaları organize ederek bunu yapıyorlar. Bunu dünyanın her yerinde ve elbette Latin Amerika’da da görüyoruz. Türkçe öğrenmek ve Türkiye’ye seyahat etmek de izleyicilikten hayranlığa uzanan bu sürecin unsurlarıdır. Bu hayranlar sonunda Türkiye’ye geldiklerinde, çoğu zaman geleneksel turistik yerleri ve çoğu turistin ziyaret ettiği mekânları görmekten önce, Türk dizilerinin eski ve hâlen kullanılan setlerini ziyaret etmeye öncelik veriyorlar. Özetle hayranlar yalnızca Türk dizilerini tüketip paylaşmıyor aynı zamanda Türk kültürünü de tüketip paylaşıyorlar.”

“Bazı izleyicilerin hayrana dönüşmesiyle sonuçlanan bir süreç yaşanıyor. Bu gerçekleştiğinde, kendi ülkelerindeki televizyon ekranlarından Türk dizilerini izlemekten çıkıp platformlarda onları büyük bir iştahla........

© Medyascope