Ben Bir Caniyim – Nafiz Şahin Yazdı
Evet, itiraf ediyorum.
Katilim, hatta seri katil…
Beni kelliğime şükrettiren, tepesinde kuş yuvası ile gezen ABD delisinden bile daha tehlikeliyim.
En azından ailemin gözünde gaddar bir tetikçiyim.
Öyle silahlarla falan poz vermiyorum. Zaten ellerimi silah gibi kullanabiliyorum.
Napim, böyle yetişmişim.
O deli gibi, ”zararlı” gördüklerimi gözümü kırpmadan katlediyorum.
Ama benimki nefsi müdafaa; bir anlamda saldırıyı def etmek, aileyi dış güçlerden korumak…
Yazın sıcağında pencereden, ne olduğu belli olmayan kocaman bir yaratık eve girip ışığın etrafında tur atsa tüm aile bir yere kaçışır.
– Baba eve garip bir yaratık girdi.
Hemen ailemi savunma pozisyonu alırım.
Seferberlik ilan ettiğimde ikinci bir uyarı gelir.
-Sakın öldürme yazık!
Demek ki böceklerin, haşeratın dilinden anladığımı, konuşarak ikna edebileceğimi düşünüyorlar.
Bir süre rehine pazarlığı yaparım.
Ardından bütün pencereleri açarım.
Elime havlu, peçete, gömlek, don ne geçirirsem onu sallar, saldırganı sınır dışına sürüklemeye çalışırım.
Her defasında aynı savaş taktiğiyle sızma harekatını gerçekleştirip düşman topraklarda saklanmayı denerler.
Hem de bana, yılların savaşçısına karşı!
Ulan bugüne kadar sizin nelerinizi gördüm. Ben sizin sağından atıp, solundan geçeceğiniz acemi defans değilim!
Nihayet bir yerde sıkıştırır, ”Etrafın sarıldı. Geldiğin gibi git. Yoksa fena olacak” uyarısı yapmadan en güçlü silahla müdahale ederim.
Ana yadigarı tek terlik darbesi ve mutlak zafer!
Haşerat, Altı Gün Savaşı’ndaki Arap kuvvetleri gibi, ne olduğunu anlayamadan saf dışı kalır.
-Baba yaa! Neden öldürdün? Bir peçeteyle dışarı at bari…
Sanırım çocukları doğaya, canlıya saygılı yetiştirirken ayarı tutturamamışız. Kantarın topuzu kaçmış.
Biz, beş parmağını açıp, eliyle karasinek öldürebilen en son kuşağız.
Sonraki kuşaklar hem yaşam alanı konforundan vazgeçmiyor, hem de savaşı sevmiyor.
Bizden sonra bu haşeratla nasıl baş edecekler?
Ya ikna etmeyi öğrenecekler ya savaşmayı…
Hazır savaştan bahsetmişken, burnumuzun dibindeki savaştan bahsetmemek olmaz.
ABD’nin delisi penceremden içeri sızan haşere…
Açık pencere gördüğünde içeri sızar…
Diğer haşerat ışığa doğru uçarken, bu petrole uçar.
Hatta ışığı sevmez, aydınlıktan korkar…
O neyse de haşerata karşı olmaları gerekenlere ne demeli?
İran, şeriatla yönetiliyor.
Şeriatla yönetilen bazı ülkeler de ABD yanında yer alıyor.
Bırakınız şeriatla yönetilmeyi bu haçlı zihniyetine karşı, Müslüman ülkelerin İran yanında yer alması gerekmez mi?
ABD, İsrail ve beraberinde sık sık İsrail’den tokat yiyen Arap ülkeleri…
Demek ki belirleyici olan din değil…
Önemli olan kapitalizmin menfaati…
O nedenle bu petrol bitlerine karşı, tek yürekli çıkışı yapan İspanya Başbakanı…
Yani sosyalist bir lider…
Solcu olmak bunu gerektirir.
Solcu olmak ezilenlerin yanında olmaktır.
Solcu olmak zulme direnmektir.
Atatürk gibi ‘’Yurtta barış, dünyada barış’’ diyebilmektir.
Şu anda ezilen İran’sa ‘’Ama’’sız İran’ın yanında olmaktır.
İran’da rejim değişecekse onu İran halkı değiştirecektir.
Dışarıdan müdahale ile yapılacak rejim değişikliği kaos yaratır.
Ve İran halkını bilinmeze sürükler ya da bilinen saltanata…
Dilerim bu müdahaleler sonunda İran halkı kötüler arasından tercih yapmak zorunda kalmaz.
Bunları yazarken, şimdilerden bakınca inanılmaz gibi gelen bir anım canlandı.
Ben folklorcu eskisiyim.
Molla rejiminin hemen öncesinde, Ankara’daki Tahran Caddesi üzerindeki İran Kültür Merkezi’ne gösteri için davet edilmiştik.
Sanırım kadınlarla ilgili bir etkinlikti.
Gösteri bitti ve o birbirinden şık kadınlar bize şarap ikram etti.
Şimdi o kadınlar nerede?
O kadınların çocukları nerede?
Elbette onlar bir gün çarşaflarını atacaklar…
Çarşaftan ibaret olmayan İran kültürü yeniden dünyaya açılacak.
Ancak bunu ABD değil, İsrail değil; İran halkı gerçekleştirecek…
