menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sıradaki Miting Sevip de Kavuşamayanlara Gelsin! – Melih Demirel Yazdı

16 0
09.03.2026

Mitinglerin; İnsan bakınca gerçekten miting mi izliyor, yoksa bir tür açık hava festivali mi, yoksa tiyatro mu?  ayırt etmekte ziyadesiyle zorlanıldığı bir siyasi dönemdeyiz. Son zamanlarda yaşadığımız tablo, amasız fakatsız tam olarak budur. Özgür Özel CHP’ sinin başlattığı  ve memleketi, sorunlarından bağımsız olarak  adım adım dolaşan, adını; “ miting festivali turu” koyduğumuz bu durum, artık siyasi bir refleks olmaktan çıkmış,  bir festivaller zincirine dönüşmüştür.

Hatırlarsınız, süreç Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başladı. Kendini aklama zorunluluğu bulunan belediye başkanları  üzerinden yükselen bu  hareketlilik, kısa sürede şehir şehir dolaşan bir miting maratonuna dönüştü. Ve çok  yakında 1.yılına girecek süreçte,  95’incisi, bu kez “icbar suretiyle irtikap” soruşturması kapsamında tutuklanan Tanju Özcan için düzenlendi.

Her gidenin ardından flaşlı, sazlı sözlü ve havanda su dövülen bu organizasyonlara miting demek zor. Çünkü ortada klasik anlamda  mitingden ziyade artık   festival atmosferi var.

Ancak şöyle düşünün: Memleketin ciddi bir  kısmı ekonomik zorluklar nedeniyle sosyalleşme imkânını kaybetmiş durumda. Kafeler, mekanlar, restoranlar, kısaca  şehir hayatı adeta ateş pahası. İnsanlar artık bir araya gelmek için bile, milimetrik olarak hesap kitap yapmak zorunda kalıyor. İşte  tam bu noktada devreye ana muhalefetimizin miting festivalleri giriyor. Otobüsler kalkıyor, kalabalıklar taşınıyor, meydan doluyor, hoparlörlerden sloganlar yükseliyor.

Ardından klasik ritüel başlıyor:

“Yiğidim aslanım burada yatıyor!”

Biri gidiyor, biri geliyor ama slogan aynı. Kalabalık aynı. Sosyalleşme ortamı ise şahane!

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu açıdan bakınca Özgür Özel’e bir teşekkür borcumuz var. Çünkü kendisi, havanda su dövmeyi neredeyse bağımlılık haline getiren bir siyasi stratejiyi, öyle bir noktaya taşıdı ki, memleketin ekonomik etkenlerinden  mecburi olarak türeyen bir sosyolojik probleme, yani yalnızlığa bu festivallerle bir çare getirdi.

Ee tabi, füze testlerinden  ürken  sudaki balıkların yaşam hakkını,   milli beka meselesi ciddiyetiyle savunan stratejik akıllı dahiyane Genel Başkan, öte yandan her hafta başka bir şehirde yeni bir miting festivali düzenleyerek halkı sosyalleştiriyor, yaralara merhem oluyor…

Gerçekten takdire şayan bir organizasyon kabiliyeti ve çokça alkışlanası…

Fakat insan bir de bu açık hava festivallerinde söylenilen ve havada kalan sözleri sormak istiyor.

Hani bir ara yükselişinizle bizlere, rahmetli Kemal Sunal’ın ‘’ Sahte Kabadayı’’ filminin  repliklerini hatırlatan, büyük bir özgüvenle bahsettiğiniz 32 saatlik Manavgat videosu vardı. Nerede o?

Hani yine o dinlemelere doyamadığımız o çatallı sesiniz ile ‘’ Bana baaaakkkk Akın! ‘’ nidalarıyla yeri göğü birkaç saniyeliğine de olsa inlettiğiniz, Sn. Adalet Bakanının mal varlığı ile ilgili  belge iddianız  vardı. Nerede o ?

Neyse, kuzular büyür koyun olur. O koyunlar otlarken tele takılır, telde biriken tüyler ip olur, sonra o ipler kazak olur, siz de açıklarsınız. Yada daha da ütopik bir şey söyleyeyim inanın siz bile ihtimal vermezsiniz; İmamoğlu Cumhurbaşkanı olur, o zaman açıklarsınız…

İstek değil ihtiyaç :

Çokça defa şahit olduk ki, sizin memleketin gerçek sorunlarıyla bir alakanız yok. Takdir edersiniz ki ilginin olmadığı yerde katkı da olmaz.

O hâlde gelin, madem bu miting festivalleri devam edecek, biz de birkaç küçük öneri sunalım.

Mesela meydanlara gelen insanlara sadece slogan değil, bir öğün yemek ikram edin. Sofrasına et yerine dert koyan yurttaşımıza bir tas çorba verin. Hayır işleyin.

Yanına da artık neredeyse hayal olan bir şey koyun: Bir dilim baklava. Evet, şu ortalama 50 TL’yi bulan baklavadan sadece bir dilim.

Adaylığı imkânsız olan isimler için bastırılan dev brandalar, afişler ve broşürler yerine; mont alamadığı için intihar eden babaların çocuklarına o montları siz alın mesela.

O dev ses sistemleri, sahneler ve organizasyon bütçeleri var ya…

Onların bir kısmıyla da —malum mübarek aydayız—Ramazan kolisi dağıtın.

İşte o zaman yapamadığınız siyasetten sıyrılırsınız ve bu mitinglerin gerçekten bir anlamı olur.

Ve gerekirse hiç konuşmayın. Malum konuştukça patinaj durumu vuku buluyor.

Ama yok, alışkanlık olmuş, mikrofonsuz duramam diyorsanız; o zaman bir miting talebi de benden olsun.

Sevip de kavuşamayanlara armağan edin.

Bir de Müslüm Gürses’ten Nilüfer çalsın arka fonda.  Malum mübarek aydayız, rakı talebim yok. Ayrıca şişede durduğu gibi durmaz, zihinden geçen her şey parmaklara dökülür, sonra bir belediye daha kayıp gider,  maazallah…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: 


© Medya Siyaset