Kar Yağar, Çoğalır Çığ Olur – İlkay Kumtepe Yazdı
Lapa lapa yağan kar tanelerini seyretmek ne güzeldir değil mi? Keskin olmayan bir soğu ve güzel bir kar yağışı altında yürümeyi sevmeyen yoktur herhalde. Düşen her bir kar tanesini izleyip bazen de avuçlarının içine düşmesini görmek herkese neşe verir.
Tek tek mutluluk kaynağı ve sevinç olan kar taneleri birleşip de sokaklarda buza dönüştüğünde çekilmez bir çile olmaz mı? Hele insan boyunca kar yağan yerlerde kendine yol bulmak için temizlenmek zorunda olan karlar, aylarca beyaz esarete dönüşen yerlerde hastayı doktora yetiştirmeye çalışanlar vs. düşünüldüğünde o sevimli halleri artık gözümüzün önüne gelmez. Artık büyük bir sorundur. Hele bir de sorunlar yumağı gibi büyüyüp birbirini iten büyük bir güçle çığ haline dönüşmüşse etrafı yıkar geçer.
Şimdi konumuz gerçekten kar ve çığ değil elbette. Bu sadece bir metafor. Ne anlatmak istediğimize gelince tabi ki yine çocuklar ve yanlış eğitimler.
Karın sevimli halleri olarak anlattığımız küçük bir çocuğun hareketleridir. Küçücük bir çocukken yaptığı yaramazlıklar, şımarıklıklar, bazen de sınırı aşan tavırlar bize çok sevimli gelebilir. Ancak küçükken konulmayan sınırlar ve alınmayan önlemler nedeniyle büyüdüğünde önüne geçilemez sorunlarla baş başa kalırız.
Bazen tek çocuk, bazen uzun süre sahip olunmak istenen çocuk, bazen cinsiyet, bazen tek torun gibi nedenlere dayandırılan ve sınırsız, kuralsız yetiştirilen çocuklar. Bu çocukların çok küçüklükten yaptığı yanlışlara dur diyemez aile. Ve bir kez ödün vermeye başladı mı artık ipler çocuğun elindedir. Önceleri önemsenmez. Daha çok küçük, büyüyünce geçer gibi tesellilerle çocuğun yanlışları görülmez, tedbir alınmaz. Genelde olumsuz davranışları yakın çevresi tarafından “büyümüş de küçülmüş”, “cin gibi”, “her şeyi de biliyor” gibi yakıştırmalarla anlatılırken içten içe sevimli de bulunur.
Kendi ailesi dışında kimsenin sevimli bulmayacağı bu hareketler büyüklerine emir verme, söz dinlememe, ağlayarak istediğini yaptırma, küfür etme gibi davranışlardır genellikle. Aileler bu durumlara sınır koymaz, çocuğa kural koymaz, yaptırım uygulamaz ve gerektiğinde “hayır” demezse bir kartopu gibi büyüyerek çığ haline dönüşen sorunları beslemiş olur.
Küçükken sınır konulmayan bu çocuklar okula başladığında bir duvara çarpmış gibi olur. Ancak çarptığı o duvar onun için bir engel değildir. Okula gelmeden önce öğrendiği davranışlarını bütün karşılaştığı olumsuzluklara rağmen sürdürmeye devam eder. Söz dinlememe, kurallara uymama, akranları ile iyi ilişkiler kuramama, canının istediğini yapma, kavga etme, küfür ve küfürlü davranışları nedeniyle sürekli sorunlar yaşar. Okulda çocuğa sınır koyma, kurallara uymasını sağlama çabaları aile tarafından da desteklenmediğinde herkes için büyük bir çığa dönüşmüştür.
Okul çocuğun yeni baştan kuralları edindiği yer değildir. Aileden öğrenip getirdiği kural anlayışını toplumsal bir yapı içinde yoğurarak yeni tecrübelerle birleştirdiği ve geliştirdiği bir yerdir. Önceden öğrenilmiş yanlış davranışları okul tek başına düzeltemez. Bu nedenle bebeklikten itibaren çocukların belli kurallar çerçevesinde yetiştirilmesi, sınırlar konulması, her istediğinin yapılamayacağını anlaması sağlanmalıdır.
Bu konudaki en büyük eksiğimiz ise anne baba olmayı öğretmediğimiz gençlerin körü körüne anne babalık yapmaya çalışmasıdır.
