menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin kendi zihnine yabancı aydını

58 0
30.04.2026

Türkiye’de bazı isimler vardır; yalnızca yazdıklarıyla değil, yarattıkları rahatsızlıkla hatırlanırlar.

Yalçın Küçük böyle bir isimdi. Onu anlamak isteyenler kadar ondan uzak duranlar da hep vardı; fakat hiçbir zaman görmezden gelinemedi. Bu durum yalnızca kişisel bir karakter meselesi değil, Türkiye’nin kendi düşünsel sınırlarıyla kurduğu problemli ilişkinin de bir yansımasıydı. Çünkü bazı zihinler vardır, ait oldukları topluma fazla yakındırlar; o kadar yakındırlar ki, o toplum onları kendine yabancı hisseder.

Yalçın Küçük’ün zihni Türkiye’ye aitti; ancak Türkiye o zihni hiçbir zaman tam olarak kabul etmedi. Bunun nedeni yalnızca onun sert dili ya da polemikçi üslubu değildi. Asıl mesele, onun Türkiye’ye dışarıdan değil, içeriden ama alışılmışın dışında bakmasıydı. Türkiye solu uzun süre Batı merkezli teorilerle kendini tanımlarken, Küçük bu teorilerin Türkiye’ye mekanik biçimde taşınmasını reddetti. Bu reddediş, onu yalnızca farklı değil, aynı zamanda rahatsız edici kıldı. Çünkü o, düşünceyi ithal eden değil, onu bu topraklara zorla yerleştirmeye çalışan bir zihindi.

Bu zihnin şekillenmesinde hayatının kırılma anları belirleyici oldu. Mülkiye yılları, yalnızca bir eğitim süreci değil, devlet ile düşünce arasındaki mesafenin ilk kez fark edildiği bir dönemdi. Devlet Planlama Teşkilatı’ndaki deneyimi, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal yapısının içerden görülmesini sağladı. Ancak asıl kırılma, akademiyle kurduğu ilişkinin kopuş noktalarında ortaya çıktı. Üniversiteden uzaklaştırılması, yalnızca bir meslek kaybı değil, sistem ile düşünce arasındaki çatışmanın açık bir ifadesiydi.

12 Mart ve 12 Eylül süreçleri, Yalçın........

© Medya Günlüğü