menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Para da insan da sahteleşti

35 0
28.04.2026

İnsan, varoluşunun en başında doğayla kurduğu ilişki üzerinden kendini anlamlandırmaya çalıştı.

Doğa, onun hem öğretmeni hem de sınırıydı. Zamanla bu ilişki yalnızca doğayla sınırlı kalmadı; insanın insanla kurduğu bağlar, daha karmaşık ve çok katmanlı bir yapıya dönüştü. Bugün ise bu bağların merkezine yerleşen şey çoğu zaman “değer” değil, onun sayısallaşmış ve ölçülebilir hale getirilmiş biçimi olan paradır. Devletlerin, toplumların ve bireylerin davranışlarına bakıldığında, modern dünyanın pek çok sorununun altında yatan temel zihniyetin zenginlik arayışı olduğu görülür. Bu arayış, insanı araçsallaştırmış; değeri ise maddi birimlere indirgemiştir.

İnsanın “piyasaya gelişi” fikrini yalnızca ekonomik bir metafor olarak ele almak, bizi tehlikeli bir sadeleştirmeye sürükler. Çünkü insan ne bir üretim bandından çıkan nesneye indirgenebilir ne de “maliyeti düşük” diye değeri azaltılabilir bir varlıktır. Yine de bu sert benzetme, modern dünyanın çelişkilerini görünür kılmak için güçlü bir başlangıç sunar. İnsan, anne karnında geçen aylar boyunca görünmeyen bir emeğin, sabrın ve kırılganlığın içinden geçerek dünyaya gelir. Bu süreç, dışarıdan bakıldığında “bedelsiz” gibi algılanabilir; oysa içeride hem biyolojik hem de duygusal anlamda yoğun bir üretim vardır. Bir annenin taşıdığı yük, çektiği sancı ve doğum anındaki sınır deneyimi, insan hayatının herhangi bir piyasa değeriyle ölçülemeyecek kadar derin bir anlam taşıdığını gösterir. Burada “ucuzluk” değil, tam tersine ölçülemezlik söz konusudur.

Ne var ki, insanın bu eşsiz değeri, tarih boyunca kurulan güç ilişkileri içinde çoğu zaman göz ardı edilmiştir. Büyük devletlerin politikalarına bakıldığında, insan hayatının kimi zaman sayılara, istatistiklere ve stratejik hesaplara indirgenebildiği görülür. Bu noktada şu soru kaçınılmazdır: Eğer insan bu kadar “kolay........

© Medya Günlüğü