Türk-Rus hattının yeni kodları…
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler, uzun süredir iç siyasette bir “stratejik dostluk” söylemiyle ambalajlansa da, aslında karşılıklı bağımlılık ve zorunluluklar üzerine inşa edilmiş kırılgan bir zeminde ilerliyor.
Son dönemde ise, Ankara’nın gururla sunduğu o meşhur “denge politikasının” süresini doldurduğuna ve ilişkilerin yeni, oldukça çetrefilli bir faza evrildiğine şahit oluyoruz. Bu yeni evrenin adını koymak gerekirse; artık bir “kontrollü gerilim” dönemindeyiz.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nın yaptığı son çıkış, tam da bu yapısal dönüşümün ilanı niteliğindeydi. Zaharova’nın kullandığı dili sadece günlük bir diplomatik tepki veya duygusal bir hezeyan olarak okumak, Moskova’nın devlet aklını hiç tanımamak demektir. Rusya, tıpkı geçmişte Suriye, Libya ve Kafkasya sahalarında olduğu gibi, üçüncü ülkeler (bu kez Ukrayna) üzerinden Türkiye’ye çok net bir sınır çiziyor ve ilişkileri “uyarı moduna” geçiriyor.
Bu açıklamayı kritik kılan husus, kullanılan sert üsluptan ziyade, barındırdığı stratejik sinyallerdir. Her şeyden önce Moskova, Ankara’nın uzun süredir dile getirdiği “Ukrayna’ya ölümcül silah göndermiyoruz” taahhüdüne artık resmi düzeyde inanmadığını deklare etmiş oldu. Diplomaside güven bir kez sarsıldığında, tamiri yıllar alır. Buradaki temel sorun, cepheye giden üç beş mühimmat veya silah sistemi değil, Ankara’nın verdiği sözlerin Kremlin koridorlarındaki inandırıcılığının ağır yara almış olmasıdır. Güven sorunu artık konjonktürel değil, yapısal bir boyuta taşınmıştır.
İkinci ve belki de en çarpıcı sinyal, Zaharova’nın Türkiye’yi doğrudan ABD ile aynı sepete koymasıydı. “Ukrayna krizinin çözümünde özel bir rol iddia eden” bu iki ülkenin eylemleriyle söylemlerinin uyuşmadığını vurgulaması, aslında Türkiye’nin o çok övündüğü “dürüst arabulucu” rolünün Rusya nezdinde artık sıfırlandığının diplomatik dille........
