Sandıktan çıkan jeopolitik tablo
Eski Sovyet coğrafyasında fay hatları üzerinde kurulan siyasi denklemleri, salt Batı demokrasilerinin alışılagelmiş kalıplarıyla ve tanımlarıyla okumak her zaman yanıltıcı olmuştur.
Ermenistan’da yapılan son seçimlerin sonuçlarını da yalnızca Paşinyan’ın zaferi veya muhalefetin yenilgisi olarak değil; Ankara, Bakü ve Moskova üçgenindeki yeni jeopolitik satrancın ilk hamlesi olarak değerlendirmek gerekiyor.
Öncelikle sandıktan çıkan matematiksel gerçekliğin altını çizelim: Paşinyan, iktidarını tek başına sürdürecek çoğunluğu elde etmeyi başardı. Sovyet sonrası bir cumhuriyet için oldukça yüksek sayılabilecek, yüzde 58-59 bandındaki katılım oranı, halkın sürece olan ilgisini gösteriyor. Ancak burada çok kritik bir detay gizli; katılım oranı yükseldikçe Paşinyan’ın oylarında belirgin bir erime yaşandı. Bir önceki seçimlerde yüzde 54 oy ve 71 sandalye ile mutlak bir güce sahip olan Paşinyan, bu kez yüzde 4’lük bir oy kaybıyla kayıpla 64 sandalyeye geriledi. Başka bir deyişle, Paşinyan seçimi kazandı ama anayasayı tek başına değiştirecek o “altın çoğunluğu” sağlayamadı.
Türkiye ve Azerbaycan’ın, Ermenistan ile normalleşme sürecinin önüne koyduğu en net şart, Ermeni Anayasası’ndaki (özellikle Bağımsızlık Bildirgesi’ne atıf yapan ve toprak talebi ima eden) sorunlu maddelerin değiştirilmesiydi. Seçim sonuçları, anayasa değişikliği senaryosunu şimdilik “bekleme odasına” itmiş durumda. Paşinyan’ın elinde bunu muhalefet desteği olmadan yapacak güç yok.
Bu durum, Türkiye-Ermenistan sınırının açılması ve diplomatik ilişkilerin tesisi sürecinin, Erivan’ın iç siyasi manevralarına daha fazla ipotek edileceği anlamına geliyor. Bakü’nün Erivan’a yönelik baskısı devam edecektir ancak Ankara’nın bu süreci sadece “Anayasa değişikliği” şartına bağlayıp bağlamayacağı,........
