Şiddet endüstrisi
Geçtiğimiz ay hem televizüel hem de dijital medyada en çok öne çıkmış Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları ve ölümlerle sonuçlanan çocuk şiddeti üzerine bir televizyon tartışma programı izliyorum. Program, kendine muhalif süsü vermeyi de ihmal etmeyen bir anaakım kanalda. Tartışmacılar arasında “kültürel pornografi”den öteye gitmeyen tatlı-sert bir sabah programında uzun yıllar kendini malzeme etmiş bir psikiyatr da var. Sunucunun gündemdeki vahim ve acı olayla ilgili sorusuna cevaben söze başladığında diyor ki mesele önce toplumsaldır. Sonra eğitimseldir. Sonra sonra ekonomik, politik vs. diye de devam ediyor. Diğer katılımcılar da gayet ciddi ve sorumluluk sahibi bir görüntü vererek okullarda çocuk yaşta faillerce gerçekleştirilen ölümcül hadiseleri toplumsal, kültürel, psikolojik, ekonomik ve “polisiye” boyutlarıyla değerlendirmeye gidiyor.
Derken bir ara ve reklam kuşağı… Onun içinde de söz konusu kanalın an itibarıyla gündemdeki dizilerinden tanıtım fragmanları… Fragmanların ortak paydası ise tek kelimeyle şiddet. Birbirlerine kinle, nefretle, öldüresiye bakan erkek görüntüleri… Sözel tehditler, yumruklaşmalar, patlayan silahlar eşliğinde çatışmalarla bezeli kurgusal sahneler…
Böylece ortaya çıkan ikiyüzlülük, söz konusu kanalın da genel olarak medyanın da bir bakıma çaresini aramaya soyunduğu, daha doğrusu “soyunurmuş gibi göründüğü” sorundan aslında beslendiğini düşündürüyor. Dikkat edilirse sorunun “müsebbibi” olduğunu değil, ondan “beslendiğini düşündürüyor” dedim. Çünkü şu yıllanmış ve artık kabak tadı vermiş medya mı toplumdaki şiddeti üretiyor yoksa toplumdaki şiddet mi medyayı böyle bir içerik üretmeye sevk ediyor kısırdöngüsüne girmek istemiyorum. O kısırdöngüde takılıp kalanlara da cevabı, tam da bulundukları yerden, yumurta da tavuktan çıkıyor tavuk da yumurtadan çıkıyor, diyerek veriyorum!..
Esas üzerinde durulması gereken, medyanın ikiyüzlülüğü ve sadeleştirmek gerekirse durum şu: Gündem olmuş okul saldırıları ve çocuk yaşta ölümcül şiddet hadisesinin medya için “haber”den öte “seyir” değeri var. Buna ek olarak bu hadiseyi tartışmaya vurarak elde edilen seyir miktarından çok daha fazla, ekrana sürülen şiddet sahneleriyle bezeli hikâyelerin seyir değeri var.
Yani kurgusuyla da gerçeğiyle de medya açısından ortada olmazsa olmaz mahiyette bir “şiddet endüstrisi” var.
Buraya kadar kaydedilenleri Fransız sosyolog Jean Baudrillard’ın unutulmaz sözüyle takviye etmeden olmaz. Esas itibarıyla terörün/terörizmin “teşhirci” ahlaksızlığına imkân alanı açtığını düşündüğü medya için der ki Baudrillard, “medyanın kendisi de haberin ahlaksızlık aşamasıdır”. Elbette o, gerek terörün (genelde şiddetin) teşhirci ahlaksızlığında gerekse medyanın........
