menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Evet, sürece entelektüel bir destek verilmedi - II

20 0
27.08.2026

17 Haziran 2021’de İzmir HDP binasına yapılan silahlı saldırıda öldürülen Deniz Poyraz’ın anısına.

Önceki yazıda, DEM Parti heyetinden Faik Özgür Erol’un entelektüellerin çözüm sürecine destek vermediği yönündeki hayıflanmasının, sanki adrese teslim bir mektup gibi bir dizi “entelektüelin” süreci neden desteklemedikleri yönünde isyankâr açıklamalar yapmalarına neden olduğunun altını çizmeye çalışmıştım. Olağan ulusalcı şüpheliler şimdi entelektüel bir destek bulmanın coşkun ruh hali içindeler. Süreci neden desteklemedikleri konusunda, öncelikle sürecin kapalı kapılar ardında ilerlemesini asli gerekçelerden biri olarak öne çıkarıyorlar. İlk yazıda, bunun net bir bahane olduğunu, 2013-15 çözüm sürecinin şeffaf yapısının da “entelektüeller” tarafından desteklenmediğini; özellikle “Demokrasi olmadan barış olmaz” vurgusunun destek vermek bir yana, köstek olmak için üretilen bir perspektif olarak öne çıktığını belirtmiştim. Demokrasi olmadan çözüm olmaz demek, demokrasi gelene kadar çözüm meselesine ilgi göstermeyiz demektir.

“Akademi bu haldeyken”

“AKP ile bu işler olmaz” da bu perspektifin farklı bir şekilde ifade edilmesi anlamına geliyor. Bu yazı, sürece destek vermesi beklenen okumuş yazmışların ikinci temel gerekçesiyle alakadar olacak. Bu yaklaşım özetle şunu söylüyor: “Otoriterleşme dalgasını görmüyor musunuz? Oy verdiğimiz siyasiler, belediye başkanları, esprilerinden hoşlandığımız komedyenler hapisteyken sürece entelektüel katkı vermek içimizden gelmiyor. (Bazıları barış imzacısı olduğu için üniversitesinden atılıp inşaat işçiliği yaparken…)”

Özellikle barış imzacıları daha çok didiklendi. Ne acılar çeken akademisyenlerin bu süreci ya da çerçeve yasayı desteklemesini nasıl bekleriz? Üniversite mi bıraktı ortalıkta AKP, okul mu akademisyen mi kaldı?

İlk bakışta çok haklı görünüyor bu çıkışlar. Okulda ders veren, yaşamını bu rutin içinde inşa eden, hayatını böyle kazanan 406 barış akademisyeni vardı. Bir gece ansızın işlerine son verildi. “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzaladığı, yani barışı savunduğu için bildikleri yaşam şekli bir kararnameyle sona erdirilen insanlar. Aralarında inşaat işçiliği yapmak zorunda olan da var, müzik yaparak ayakta kalmaya çalışan da. Dr. Mehmet Fatih Tıraş gibi başvurduğu diğer üniversitelere kabul edilmeyip işsiz kalan ve intihar eden bir akademisyen de var.

Otoriter saldırıları görmüyor musunuz?

Sadece akademisyenler de değil; daha bu yazı yazılırken gece yarısı Doruk Madencilik işçileri yeniden gözaltına alındılar.

Defalarca grev yasaklandı.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı.

CHP’lilere yönelik görülmemiş bir baskı politikası inşa edildi. Dünyanın en büyük metropollerinden İstanbul’un milyonlarca oy alan belediye başkanı tutuklandı.

“Aile Yılı” ilan edildi ve LGBTİ ’ların yaşamı cehenneme çevrilmeye çalışılıyor.

Evet, böyle oldu. Ve evet, CHP’ye yönelik, sonunda yeni Parti’nin kurulmasına yol açan baskı süreci eşine pek sık rastladığımız bir devlet uygulaması değil. Burada kritik olan, “pek sık........

© marksist.org