Tarihi bir dönemeçte 1 Mayıs’ın ardından
Dünya savaşlarının büyük yıkım bakiyeleri tamamen geride kalmış değil. Bugün de yeni tür bir dünya savaşı karabasanının kuvvetle ihtimal olduğu bir dönemdeyiz. Bu koşullarda yeni bir 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü geride bıraktık.
Avrupa ülkelerinin aslan payını yeniden silahlanmaya ayırdığı; Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Lübnan’a, Kızıldeniz’den Ortadoğu’nun parçalanmış güvenlik yapılarına kadar yayılan bir tablo söz konusu.
Ankara’daki iktidar, müesses nizamın kabına sığmaz durumda. Bölgede etkisini artırma arzusu ile içeride her türlü farklı sesi bastırma ve imha etme yöntemleriyle “iç cepheyi güçlendirme” kılıfı altında milli politikalarla yeni bir savaş cephesi siyaseti izlemekte ısrarlı. Adeta bütün düğmelere basılmış durumda.
Emeğiyle geçinen herkesin kazanılmış evrensel ve yasal hakları, hatta yaşam hakları çoğu zaman tehdit altında.
Saray rejimi altında demokratik muhalefetin her gün yeniden formatlanmaya çalışıldığı mevcut siyasal tabloda sorun yalnızca ücretlerin enflasyon karşısında erimesi ya da işsizliğin rekor düzeye çıkması değildir.
Bu tabloyu ağırlaştıran bir diğer unsur ise yeni toplumsal ve emek hareketinin, ayrıca geleneksel demokratik siyasi yapıların dağınıklığı ve parçalanmışlığıdır. Bu yapıların etkisizleşmesi ya da bu duruma rıza gösteren, sorgulamayan ve itiraz etmeyen bir siyasal-sosyal atmosfere sürüklenmesi sorunu daha da derinleştirmektedir.
Türkiye, her yönüyle sınırlarına dayanmış durumda. Tarihimizin en büyük dönüşümlerinden birinin eşiğine ilerliyoruz.
Bu dönüşüm, insanlığın kazanılmış evrensel haklarının ve özgürlüklerinin gelişeceği ve kurumsallaşacağı bir yön mü alacak, yoksa tümden tartışma konusu olmaktan çıkacağı bir noktaya mı evrilecek; işte bu eşikte belirginleşecek.
2026 1 Mayıs’ı, belki de bu eşiğe ulaşmadan önceki son 1 Mayıs olabilir. Bu açıdan........
