Çalışmak Ayıp mı?
Hafta sonları tüm haftanın yorgunluğunu evde geçirdikten sonra gözünüz dışarılarda bir yerler aramaya başlar. Büyükşehirde yaşıyorsanız nereye gidelim diye düşünenlerin ilk aklına gelen yer mağazalar veya büyük alışveriş merkezleridir. Bu devasa alışveriş merkezleri sanki birer canavar gibi gelir bana. Yeter ki o döner kapıdan sizi içine çeksin. Adımınızı attığınız anda elinizi kaptırdınız demektir. Sadece eliniz mi? Kolunuz, bacağınız, mideniz yani her şeyinizle artık bu ve içinizdeki canavarın arzularına amadesiniz demektir.
İster bay ister bayan fark etmez girip de bir türlü çıkamadığımız bu yerlerdeki sözüm ona her türlü ihtiyaca cevap veren dükkân görünümlü tüketim merkezlerinde sergilenen her şeyin sizde ihtiyaç hissi uyandırdığı, ucuz gibi görünüp de gerekli-gereksiz birçok şey almış olarak kendinizi bir anda elinizde kredi kartınızla kasada sıra bekler bulursunuz. Farkında olmadan gerekli gereksiz birçok şey için çok para harcamış olarak evin yolunu tutarsınız. İşte böyle bir alışveriş merkezinin önünde bekliyordum. Ben kendimi kaptırmamıştım ama bir yakınım içeri girmiş bir şeye bakıp çıkacaktı. Kolay mı öyle bir anda çıkmak? Zaten hemen de çıkmayacağını bildiğim için kendimi meşgul etmem gerekiyordu. Beklerken ben de sosyal medyadan haberleri izliyor Amerika-İsrail ve İran arasında kırk gündür devam eden savaşın nihayet bulması beklenen barış görüşmeleri ile ilgili haberlere bakarak zaman öldürüyordum.
Böyle yerlerde çoluk çocuk herkesin yetiştirmesi gereken bir işi varmış gibi oradan oraya koşuşturduklarını görürsünüz. Herkesin derdi başka tabii. Kimi para harcamak için sosyal medyanın yönlendirmesiyle geldiği mağazalardan alışveriş yapıyor, kimi bir yerlerden geri dönüşüm için çuvallarını doldurmanın peşinde, kimi de dünyanın gidişinden kaygı duymanın derdinde.........
