Karakter İnşa Etme Sanatı: Ahlak Eğitimi
Değerler eğitiminde, okulda veya evde çocuğa “Doğru ol.” diyebiliriz.
“Yalan söyleme.” diyebiliriz.
“Paylaş.” diyebiliriz.
“Merhametli ol.” diyebiliriz.
Peki ya bir gün çocuk gözlerimizin içine bakıp yalnızca bir soru sorarsa:
“Neden doğru olmalıyım?”
“Neden kimsenin görmediği yerde de dürüst davranmalıyım?”
“Neden başkasının hakkını gözetmeliyim?”
“Neden iyiliği seçmeliyim?”
“Neden?” İşte eğitimin en zor sorusu. Çünkü bu soruya verilecek cevap, yalnızca bir davranışı değil, bir hayatı etkiler.
Aslında bugünkü eğitim düzeninde neyin doğru olduğunu anlatmakta eskisine göre daha başarılıyız. Okullarımızda değerler eğitimi programları uygulanıyor, aileler birçok pedagoji kitapları okuyarak çocuklarına doğru davranışları öğütlüyor, dijital içerikler ahlaki değerleri anlatıyor. Buna rağmen dürüstlük, merhamet, adalet ve sorumluluk gibi değerlerin davranışa dönüşmesinde beklediğimiz karşılığı çoğu zaman bulamıyoruz.
Burada meselenin yalnızca bilmek olmadığı gerçeği ile karşılaşıyoruz. Atladığımız nokta ise bilgi ile davranış arasında görünmeyen bir köprü olduğudur. Bu köprünün adı anlamdır.
İnsan, anlamını kavramadığı hiçbir değeri uzun süre taşıyamaz. Bir davranış, yalnızca doğru olduğu söylendiği için kalıcı olmaz; insan onun niçin doğru olduğunu keşfettiğinde davranışa dönüşür. Zamanla karakterinin bir parçası olur. Bu yüzden ahlak, ezberletilecek kurallar bütünü olmaktan önce yaşanmaya değer bir hakikat olarak kalbe yerleşmelidir.
Bugün çocuklarımızın sorduğu “Neden dürüst olmalıyım?”, “Neden adaletli davranmalıyım?”, “Neden başkasını düşünmeliyim?” soruları, aslında itiraz değil; anlam arayışıdır. Eğer bu sorulara yalnızca “Çünkü doğru olan budur.”, “Çünkü öyle emredildi.” veya “Çünkü öyle olması gerekir.” şeklinde cevap verirsek, davranışın dış sınırlarını çizer; iç dünyasına yaklaşamayız.. Oysa insanı harekete geçiren asıl güç, kurallar değil; anlamdır.
Çocuklar yalnızca ne yapacaklarını değil, neden yapacaklarını da bilmeye ihtiyaç duyarlar. Belki de bu yüzden değer eğitiminde çoğu zaman davranışı merkeze koyuyor, fakat davranışı besleyen anlamı ihmal ediyoruz. Oysa “Dürüst ol.” demekle “Dürüstlük seni nasıl bir insan yapar?” sorusunu sormak aynı şey değildir. Birincisi davranışı hedef alır; ikincisi anlamasına ve kişiliğine yansımasına katkı sağlar.
Çocuk, dürüstlüğü öğretmenini memnun etmek, ceza almamak ya da ödül kazanmak için seçiyorsa, onu gözetleyen gözler ortadan kalktığında davranışı da değişebilir. Fakat dürüstlüğü, “Ben nasıl bir insan olmak istiyorum?” sorusunun cevabı olarak benimsediğinde, doğruluk artık dışarıdan denetlenen bir kural olmaktan çıkar; kendi karakterinin sesi hâline gelir.Karakter eğitimi de burada başlar.
Bugün modern eğitim araştırmaları, kalıcı öğrenmenin yalnızca bilişsel süreçlerle gerçekleşmediğini; duygunun, anlamın ve aidiyet hissinin öğrenmenin ayrılmaz parçaları olduğunu ortaya koymaktadır. Duygusal bağ kurulmadan edinilen bilgi, çoğu zaman zihinde kalır; anlamla bütünleşen bilgi ise davranışa dönüşme gücü kazanır. Bu yüzden ahlak eğitimi, bilgi aktarmaktan çok, anlam kazandırma eğitimidir.
Yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim’in eğitim üslubuna dikkatle baktığımızda, insanı yalnızca emirlerle yönlendiren bir hitap dilinin olmadığını görürüz. Elbette Rabbimizin emirleri ve yasaklarını ihtiva etmektedir; ancak ayetlerin genel hitap tarzında bundan önce göze çarpan güçlü bir davet bulunur: Düşünmek.
“Hiç akletmez misiniz?”
“Hiç düşünmez misiniz?”
“İbret almaz mısınız?”
“Yeryüzünde dolaşıp ibret almazlar mı?”
Bu soruların amacı sadece bilgi vermek değildir. Çünkü hazır cevaplar, zihni doldurabilir; fakat insanın kendi muhakemesiyle ulaştığı hakikat, inancında kök........
