Arzuhâlciler
Dağ başında, çeşme başında, ocak başında… Anadolu’nun dört bir yanında türküler söylenir. Dili tutuklar söyleyemediğini, söylemeye utandığını türküye döker. Yüreği yaralılar derdini suya fısıldar, rüzgâra bırakır, toprağa anlatır, “Kâtip arzuhâlim yaz yâre böyle.” diyerek bir de arzuhalciye…
Hâlini arz etmek isteyenler arzuhâlcilerin kapısını çalar. Arzuhâlciler okuma yazma bilmeyenlerin ahvalini yazar; adliye binalarının yakınlarında, şehir meydanlarında, cami avlularında, kahvehane önlerinde, duvar diplerinde çalışırlar.
Arzuhâlciler yazmadan önce dinler, anlar, tartar; ardından tarif eder, yol gösterirler. Onlar sadece yazının değil insanın da tercümanıdır. Yazdıkları, bir kâğıttan ziyade vicdanın sesidir. Her harfe bir çile, her cümleye bir ömür sığdırırlar. Arzuhâlciler makama gidecek yazıların isimsiz muharriri, adalet arayışının kalem erbabıdırlar.
Arzuhâlcilerin huzuruna; ağlayan, mahcup, tebessüm eden her gün onlarca insan gelir. Arzuhâlcilerin dizlerinin dibine otururlar.Arzuhâlciler ellerin titremesinden, gözlerin kaçışından, sesin çatallaşmasından duyguları anlar.Yazı arzuhâlcilerin kaleminde bazen sevince, bazen ağıda, bazen de vedaya dönüşür.
Arzuhâlciler insanların dilinden kelamları toplar, onların arzu ettiği hikâyeyi oluştururlar. Yazgıyı çatır çatır yutan daktilonun derin diliyle ve itinayla hâli yazarlar. Yazan da yazdıran da sırdaştır. Daktilonun tuşuna dokundukça kelimeler kâğıda birer birer düşer. Her düşüşte bir iç çekiş duyulur. Tuşlardan çıkan ses, adalet arayanların kalp atışına karışır. Daktilo bir haykırıştır.Borçlu, alacaklı, icralık, tapu davalısı, askerlikten muaf… Hepsi de aynı umut, aynı temenniyle arzuhâlcilerden çare bekler.
Yârden ayrılıp bağrı delinenlerin, aşkını sırtına vurup gelenlerin, kırılmış hayatların, yıkılmış yuvaların, unutulmuş hakların çığlığını dile getirir arzuhâlciler. Ayrılma dilekçesi vermiş kadının suskunluğu, işten atılmış adamın öfkesi, anaların evlat feryadı, mazlumun adalet duası; derdi topukta, dizde olanların ekmek talebi o masanın üstünde can bulur.
Bir dilek, bir şikâyet mektubu arzuhâlcilerin kaleminden çıkarken sadece kâğıda değil, zamana da yazılır. Arzuhâlciye derdini kimi sözle ifade eder, kimi derdini dizelere dökerek anlatır… “Seven bir kulun de satır başına / Gülmedim hayatta ben arzuhâlci / Düştüm bir vefasız yârin eline / Mutluluk görmedim ben arzuhâlci…”
Arzuhâlcilerin mekânları bir iş yeri olmaktan ziyade dertlerin de paylaşıldığı ortamlardır. Onların yanlarına gelenler “Ne kaybettim bilmiyorum.”, “Kendimi unuttum, bana beni buldur.” der. “Gönül vurgunu yedim!” diye feryat edenler olur. Arzuhâlciler her birine ayrı bir öğüt, her birine ayrı bir sabır tavsiye eder. Sanat ruhlu arzuhâlciler suallere ozanların dörtlükleriyle cevap verir: “… Avcı yaralamış gönül kuşunu / Gel ayıkla bu pirincin taşını /........
