Kırmaktan İmtina Edelim
İnsan insanda hep izler bırakır. Kimisi güzel, kimisi çirkin, kimisi derin, kimisi yüzeysel, kimisi kanayan, kimisi ışıltılı, kimisi de sevgi, merhamet ve rahmet dolu… Eskiler, bakılan bir yüzde bakışın izinin kaldığına inanır, birine inciterek bakmaktan bile hayâ ederlerdi. İnsan, temas ettiği her ruhun belirgin izlerini taşır. Zira insan, karşılaştığı her insanla yeniden biçimlenen, hassas ve canlı bir hafızadır. İnsan dünyayı üzerinde taşıdığı tüm izlerin toplamıyla okur ve anlamlandırır.
Carl Jung’un projeksiyon kavramı da insanın bu veçhine pencere açar. Jung’a göre insan, kendi ruhunda taşıdığı gölgeleri farkında olmadan karşısındaki insana yansıtabilir. Çoğu zaman karşımızdakinde gördüğümüz şey, onun hakikati değil; kendi iç dünyamızdan ona düşürdüğümüz gölgedir. Karşımızdakine savurduğumuz ağır bir söz veya nahoş bir tavır, çoğunlukla muhatabımızla değil; kendi içimizde taşıdığımız karanlık ve dindirilememiş izlerle ilgilidir. Bu tavrımızla biz de bir başka insanın ruhunda aynı karanlık izi bırakmış oluruz. Yani yalnızca başkalarının bizde bıraktığı izleri taşımayız; biz de başkalarının ruhunda izler bırakırız. Başkalarının ruhunda bıraktığımız izlerin mesuliyeti ise........
