Din Eğitimi: Yaşamak mı, Göstermek mi?
Türkiye halkı son yıllarda dindarlığın “nicelik ve nitelik” arasındaki en yoğun tartışmalarına şahit oluyor.
Sokaklarda daha fazla dini sembol, siyasette daha fazla dini söylem var; peki işin vicdanlara ve ahlaka aynı oranda yansıdığını söyleyebilir miyiz?
Gordon Allport’un gündeme getirdiği “İçsel ve Dışsal Dindarlık” yaklaşımı açısından olayı ele aldığımızda bugün şu soruya cevap arama zorunluluğumuz oluştu:
Dini yaşıyor muyuz, yoksa kullanıyor muyuz?
Allport ve Ross tarafından 1967 yılında ortaya konulan “Dini Yönelim Ölçeği”, iki farklı yaklaşımı belirtir:
İçsel Dindarlık: İçsel dindarlıkta fert, dinini samimi bir biçimde “hayatının bütün katmanlarına yansıtır”. Din, her aşamada onun hayatının temel gayesidir. Allport’a göre bu grup, önyargılardan daha uzak, empati yeteneği gelişmiş ve psikolojik olarak daha bütünleşmiş fertlerden meydana gelir.
Dışsal Dindarlık. Burada fert, dinini “kullanır”. Dışsal dindarlıkta din, statü kazanmak, bir gruba aidiyet göstermek, güvenlik hissetmek veya vicdanını rahatlatmak için başvurulan bir araçtır. Din, bireyin asıl benliğini değiştirmeye zorlamaz; aksine bireyin mevcut arzularına hizmet edecek şekilde “fonksiyonel” hale getirilir. Allport, bu eğilimin çoğunlukla daha yüksek önyargı, dışlayıcılık ve psikolojik kırılganlıkla alakalı olduğuna işaret etmiştir.
Allport’un içsel ve dışsal dindarlık modeline son zamanlarda yoğun olarak başvurulan Batson tarafından eklenen bu üçüncü boyut, inancı durağan bir kabullenişten ziyade sürekli bir sorgulama ve hakikat arayışı olarak tanımlar. Özellikle gençlerin ekseriyetini oluşturduğu bu yaklaşımda fertler, dini dogmatik ve kesin cevaplarla değil, varoluşsal sorular ve deneyimsel anlamlandırma süreçleri üzerinden ele alırlar.
Dünya ve dolayısıyla ülkemiz de, 21. yüzyılın bu ilk çeyreğinde niceliğin (sayının) niteliğin (özü) üzerini örtmeye........
