İrfan ve Ahlak Medeniyeti Beyanındadır
Beşer tâkatinin taşımaya güç yetiremeyeceği her türlü zorluğa ve darlığa rağmen yorgun fakat hâlâ diri tarih ve tâlih hâfızasını omuzlarında taşıyan bir medeniyetin mensuplarıyız. Bize baht olan bir coğrafyada; vicdanın, hikmetin, terbiyenin ve insanı yaratılmışların en şereflisi olarak gören büyük bir idrakin mirasçılarıyız. Bu nedenle bizim için medeniyet, varoluşumuzun kök ifadesi olarak geçmiş günlerin ihtişamlı demleri olmanın çok ötesinde hakikatle kurulan ahlâkî beraberliğin tarihin şahitliğindeki tezahürüdür.
Medeniyetimiz, beldeleri imar edip insanların hayat şartlarını alabildiğine iyileştirirken; mimariden edebiyata ve hatta günü güzelleştiren çeşitli ifade biçimlerine kadar yüzü ahlâka dönük bir tecellidir. Bir ikamet alanı olan köy, kasaba ve şehirde adabın, ölçünün ve estetiğin kıvamını bulmuş biçimidir.
Bir arada var olup ayakta ve hayatta kalabilmenin temel şartı nizamdır. Haliyle bu da devlet olmayı gerektirir. Kuşatıcı bir nizam olan devlet dahi, medeniyet dokunuşu sayesinde emanetin, adaletin, hizmetin ve her alandaki mesuliyetin taşıyıcısı bir “baba” olmuştur. Gene bu medeniyet ikliminde ilim de, her türlü fen ve teknik bilgi birikimi olduğu kadar insanın kendini, eşyayı ve varlığı anlamlandırma çabasıdır. Çünkü insan kendini bilmez, hakikati idrak etmez ve kul olup küll olmazsa kendini kaybeder, başkalaşır ve dünyayı yanlış okumaya başlar. Böylesi bir gayrı medeniliğin sonu ise hüsrandır, ziyandır.
Vakıa insanlık, büyük bir teknik inkılâbın önü sıra ilerken sarsıcı bir anlam krizinde kıvranmaktadır. Çünkü yeni zamanın kaotik ortamında medeniyet, ahlâk merkezini ve rikkatini kaybetmeye başlamıştır. Bilgi artarken hikmet geri çekilmiştir. İletişim kanallarının hızına yetişilemezken kalplerin/gönüllerin arası alabildiğine açılmıştır. Şehirlerin artan görkemi karşısında iç âlem daralmış ve zihin dünyası kararmıştır. Güç merkezleri tedirgin edici şekilde çoğalmış, nefis darlığı dolayısıyla adalet ve merhamet zayıflamıştır. Modern çağdaki ürküntü veren bu krizin sebebi, yeni keşiflerle eşyanın çeşitleri çoğalırken anlamın unutulup üretim ve tüketim gitgeli arasında ruhun ihmal edilmiş olmasıdır.
İnsanlık ekonomik sorunlar karşısında debelenirken diğer taraftan ciddi bir ahlâkî çözülme yaşamaktadır. Edep adeta göçü toplayıp gitmek ister gibidir. Hazcılık tam bir tecennün halindedir. Kibirle karışık gösteriş merakı, hakikatin önünü kesmiş vaziyettedir. İnsan/lık, edep sınavında şiddetli ter dökünce saygı ve saygınlık da terk-i makam etmek kararındadır. Şifa sadedinden yeni bir ahlâk inkılâbına ihtiyaç vardır. Fakat bu inkılâp sağlam karakter, yüksek şahsiyet, faydalı ilim, sürekli çalışma ve her durumda hâkim bir ahlâk ve hakikate sadakatle gerçekleşebilecektir.
Bizim için çalışma/gayret, hem muhannete muhtaç olmamak için ekonomik bir faaliyet ve hem de ahlâkî bir sorumluluktur yani ibadettir. Çalışkanlık fazilet iken tembellik bireysel bir zaaf ve medeniyeti mefluç eden insanlığa husumet halidir. İş/emek üretmeyen düşünce de üretemez. Böylesi, son sözü çabuk söyler. Bu sebeple nesiller, meslek sahibi olurken hikmet nasiplisi karakterabideleri olarak yetişmelidir. Tam da bu noktada niyaz olunur ki; insan kaynağının hazırlandığı marifet karargâhları olan üniversiteler okutup diploma verirken insan haysiyetini koruyan tefekkür ve hikmet ihtisası da yaptırmış olmalılar.
Artık yeni bir çağ açılmış ve çağ getirdikleri ile herkesi ve bütün toplumları kuşatıp etkisi altına almıştır. Yapay zekâ,biyoteknoloji, enerji koridorları, dijital kültür ve adeta ortadan kalkan sınırlar, insanlığı yeniden biçimlendirmektedir.
İşbu hengâmede biz ise sorular ve sorunlar kavşağında çırpınacak ve çarpılacak değiliz elbette. Yol açıktır fakat yolcunun seferinin hedefine ulaşabilmesi için idrak yollarında tıkanıklığın bulunmaması lâzımedendir.
Çağın, sadece tüketicisi olamayız. Aksi takdirde hâkim güçlerin kurduğu dünyanın yönetilen ve sömürülen mahkumlarına dönüşürüz. Geleneksiz modernlikle gerçekliği ıskalayıp zamanın dışına itilen kendi şarkısını söyleyemez. Düşüncesini rafine hale getirip, kendi bilim ahlâkını, estetik dilini ve medeniyet tasavvurunu yeniden kurabilen toplumlar, geleceğin öznesi olurlar. Bu nedene bağlı olarak muhtaç olduğumuz kudret, hikmetle derinleşmek, ilimde yoğunlaşmak ve üretimde ısrar etmektir. Çünkü medeniyetler, yüksek teknoloji ve sağlam karakterli büyük........
