menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ruhun Dolmayan Boşluğu

15 0
14.05.2026

Bireylerin birçoğunda mükemmel olma tutkusuna, kusursuz olma çabasına, başarı odaklılığa ve insan ilişkilerini istemsizce çıkarlara ya da nedenlere bağlı sürdürme gayretlerine şahit oldum. Bu mükemmeliyetçi yapının altında, aslında bireyleri hiçbir zaman tam anlamıyla tatmin etmeyen bir duygu hâkimdir. İşte tam bu noktada "görünmeyen travmalar" devreye girmektedir. 

Her şey yolundadır fakat sanki bir şeyler ters gidiyor gibi hissettirir, birinin sevgisi ilgisi seni sebepsiz yere rahatsız eder. Ya da her şey olması gerektiği gibi kusursuz ve başarılı ilerlediğini görebiliyorsundur ama içten içe sanki bir şeyler yanlış ve eksik gibi gelir. Kısaca mükemmel olmayı başaramamak, asıl mutluluğu bulamamak gibi bir histir. İşte burada sorun senin eksikliğin değil sendeki görünmez travmalarındır. Uzman bir aile danışmanı olarak görüşmelerimde sıkça rastladığım sağlıklı ilişkilerin oluşmasını engelleyen, ilişkideki çatışmalara sebep olan sinsi bir tümördür benim için.  Travma denildiğinde akla ilk olarak fiziksel şiddet, kötü bir ana tanıklık etme ya da maruz kalma gibi somut durumlar gelir. 

Ancak bir de görünen travmalar dışında, "duygusal ihmal" dediğimiz görünmeyen travmalar vardır. Bu, bireyin çocukluğunda duygusal ihtiyaçlarına karşı aldığı tepki ya da alamadığı ilgidir. Basit, önemsiz ve etkisiz gibi görünse de bastırılmış duygular; yetişkinlikte alınan kararları etkileyen, belki de hayat boyu doyum noktasına ulaşmayı engelleyen travmalara neden olmaktadır. Duygusal travma, toplumumuzda genellikle o anı kurtarmak için kullanılan basit cümlelerle geçiştirilir. En yaygın maruz kalınan kalıplar ise “Buna mı ağladın?” ya da “Erkek adam ağlamaz” ifadeleridir. Oysa duygular önemsizleştirilip basitleştirilemez. Çocuğun belki de o an sadece size sarılmaya ihtiyacı vardır, ağlaması ise bunun bahanesidir. “Erkek adam........

© Konya'nın Sesi