menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

EDEP VE HAYÂNIN ÖNEMİ

4 0
yesterday

Bir toplumda örf, adet ve kural halini almış iyi tutum ve davranışlar veya bunları kazandıran bilgi anlamında kullanılan “Edep” kelimesi; davet, iyi tutum, incelik ve kibarlık, hayranlık ve takdir anlamlarına gelmektedir. Edep ayrıca, güzel terbiye, güzel huy, insanı kötülüklerden koruyan alışkanlık anlamına da gelmektedir.1 İnsan kendisini yaratıp, yaşatan ve gözeten Rabbine karşı, peygamberine, büyüklerine, anne-baba ve akrabalara, küçük büyük herkese karşı edepli ve saygılı davranmalıdır.

Edep dışı davranışlar şeytanın huyudur. Allah’a karşı edep onun rızasına uygun davranmak ve onun hoşlanmadığı şeyleri yapmamaktır. Peygamberimize karşı edep; sünnetlerini terk etmemek, ismi anıldığında salâvat getirmektir. Anne – babamıza karşı edep de onlara daima hürmet etmek, kırıcı ve incitici sözler söylememek, önlerinden yürümemek, sözlerini kesmemek ve her zaman onların rızasını kazanmaya çalışmaktır. “Edeb bir tac imiş Nur-i Hüda’dan/ Giy ol tacı emin ol her beladan” sözü de bize bu gerçeği hatırlatmaktadır.

Hayâ kelimesi ise; utanma, çekinme, tevbe ve vazgeçmiş anlamlarına gelmektedir. Hayâ kelimesi aynı zamanda, bir ahlak terimi olarak; nefsin, çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi anlamına da gelmektedir.2 Kur’an müfessirlerinden Kadı Iyaz hayâ kelimesini şöyle tarif etmektedir; Hayâ, Kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terk edilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntıdan ibarettir. Türkçede genellikle hayâ ile eş anlamlı olarak “Ar” kelimesi kullanılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de edep veya bundan türetilmiş bir kelime geçmezken; hayâ kelimesinden türetilmiş kelimeler üç yerde geçmektedir.

Kasas suresinde, Hz.Şuayb’ın kızlarından birinin Hz. Musa (as) ile utanarak konuştuğu3, Ahzab suresinde bazı Müslümanların peygamberimizi rahatsız etikleri, onun hayâsından dolayı bu rahatsızlığını ifade edemediği, ancak Allah’ın gerçeği bildirmekten hayâ etmeyeceği belirtilmektedir.4 Bakara suresinde ise, müşriklerin Kur’anda arı, karınca, sinek gibi küçük yaratıkların örnek olarak gösterilmesinin fesahatle bağdaşmadığı yolundaki iddialarına karşı, “Şüphesiz Allah –gerçeği açıklamak için- sivrisineği ve onunda ötesinde bir varlığı misal getirmekten hayâ duymaz’’5 şeklinde cevap verilmektedir. “Haya imandandır.” 6 hadisi hemen bütün hadis kaynaklarında yer almaktadır. İslam toplumlarında bir özdeyiş haline gelen “her dinin bir ahlakı vardır; İslam’ın ahlakı da hayâdır.”7 Mealindeki hadis de hayânın müslümanların en belirleyici ahlaki nitelikleri ve değer ölçüleri arasında yer almasına vesile olmuştur. “Eğer utanmıyorsan istediğini yapabilirsin.”8 hadisi de tarih boyunca İslam toplumlarının ahlak anlayışı ve terbiyesinin karakterini belirleyen bir etki meydana getirmiştir.

Bu hadisten şunu anlamaktayız: Ayıplanmaktan kaygı duymuyor, utanmıyorsan artık seni kötülükten alıkoyacak bir güç kalmamış demektir; içinden ne geçiyorsa yapabilirsin. Yani bu hadis bir tenkit ve tehdit anlamı taşımakta, hayânın kötülükten alıkoyan ahlaki yönüne dikkat çekilmektedir. İkinci olarak da şöyle diyebiliriz; hayâ duygusunu kaybetmediğinden, yapacağın işin doğruluğundan ve utanılacak bir şey olmadığından emin isen bu ölçüler içinde dilediğini yapabilirsin. Evet, hayâsız insanlardan oluşan toplumlarda, zamanla maddi ve manevi sıkıntılar hep yaşanmıştır. Huzurlu bir aile hayatı, huzurlu bir toplum istiyorsak kendimizi ve nesillerimizi hayâ duygusundan mahrum etmemeliyiz. Allah (c.c) yaşadığımız sürece bizleri ve evlatlarımızı hayâ duygusundan mahrum bırakmasın. Âmin.


© Kocaeli Koz