menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Dijital Oyunlar mı, Yalnızlık mı?”

12 0
15.04.2026

Bugün Koz TV stüdyoları için İstanbul’dan gelen ekiple binada inceleme yapıyorduk. Dün yaşanan Urfa’daki olayı da konuştuk. Sonrasında misafirleri İstanbul’a uğurlayıp gazeteye girdik. Daha kapıdan girerken İslam ve Yasemin, Kahramanmaraş’taki okula saldırı haberini verdi; 4 kişinin öldüğünü söyledi. TV sevincimiz kursağımızda kaldı. “Neler oluyor?” dedik.

Son iki günde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, toplumun sinir uçlarına dokunan, hepimizi derinden sarsan olaylar olarak hafızalara kazındı. Bu tür vakalar yalnızca doğrudan etkilenenleri değil, televizyon başındaki ve sosyal medyadaki milyonları da psikolojik olarak etkiliyor. İnsan ister istemez “Neden?” sorusuna cevap arıyor. Ve bu arayışta en hızlı, en kolay hedeflerden biri de çocukların oynadığı dijital oyunlar oluyor.

Fakat meseleyi sadece oyunlara indirgemek, sorunu hem basitleştirmek hem de gerçek nedenleri gözden kaçırmak anlamına geliyor.Bugünün çocukları dijital dünyanın içine doğuyor. Aksiyon, rekabet ve zaman zaman şiddet unsurları içeren oyunlar hayatlarının bir parçası. Ancak yapılan birçok araştırma, dijital oyunlarla gerçek hayattaki şiddet davranışı arasında doğrudan, tek başına belirleyici bir bağ kurulamayacağını gösteriyor. Oyunlar bir etken olabilir; fakat tek başına sebep değildir. Asıl mesele, çocuğun o oyunu hangi psikolojik zemin üzerinde oynadığıdır.

Burada karşımıza daha derin ve rahatsız edici bir tablo çıkıyor: iletişimsizlik, ihmal, akran zorbalığı, aile içi problemler, ekonomik baskılar ve en önemlisi duygusal yalnızlık. Çocuk kendini ifade edemediğinde, anlaşılmadığında ve bir çıkış yolu bulamadığında öfke birikiyor. Bu birikim de bazen trajik şekillerde dışa vurulabiliyor.

Okullarda yaşanan bu tür olaylar, aslında sadece bireysel değil, toplumsal bir alarmdır. Eğitim sisteminin, aile yapısının ve sosyal çevrenin birlikte ele alınması gerektiğini gösterir. Rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, öğretmenlerin bu tür riskleri erken fark edebilmesi ve ailelerin çocuklarıyla kurduğu ilişkinin niteliği hayati önem taşır.

Dijital oyunlar ise bu tablonun sadece görünen kısmı. Yasaklamak ya da suçlamak yerine, çocukların dijital içerikle kurduğu ilişkiyi anlamak, onları bilinçli yönlendirmek ve alternatif sosyal alanlar sunmak çok daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

Sonuç olarak, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki bu acı olaylar bize şunu hatırlatıyor: Çocukların dünyası sandığımızdan çok daha karmaşık. Onları sadece izlemek değil, gerçekten görmek; sadece duymak değil, gerçekten dinlemek gerekiyor. Çünkü bazen en büyük çığlıklar, en derin sessizliklerin içinde saklıdır.


© Kocaeli Koz