menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şu “dikili ağaç” meselesi

32 1
09.11.2025

SEDAT BOZKURT

Çok sık dillendirilen bir saptamadır; tarih bilincinden yoksun milletler yok olmaya mahkumdur. Buna sağ siyaset penceresinden bakarsanız, katı bir milliyetçi anlam yükleyebilirsiniz.

Sağ kimlikle siyaset yapıyorsanız bu söylem yeterli de olabilir. Soldan bakarsanız işiniz biraz daha zordur. Önce bir tarih tanımı yapmanız gerekiyor. Sonra tarihi yapanın bilinç olup olmadığını tartışacaksınız, neden- sonuç ilişkisi kurarak, tarihin içindeki pratiklerden bir de yarın oluşturmaya çalışacaksınız. Tarihi, sadece tespit etmek yeterli değildir burada.

Türkiye’de bugünün siyasi öznelerinin, birkaç istisna dışında, tarih bilgisinin olmadığına, siyaset bilgisinin de çok sınırlı olduğuna tanıklık yapıyoruz. Siyasetçi, doğal olarak her şeyi bilmek zorunda değildir. Ama yaptıkları iş siyaset, bunu bilmek, siyasetin de en azından tarihini ögrenmek zorundalar. Bilinmeden yapılan bir işten başarı beklenebilir mi?

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP ile ilgili tezini bir kez daha dillendirdi ve “Bunların bir dikili ağacı yok” dedi. Her seçim döneminde tekrarladığı bir söylemdir bu.

Erdoğan’ın bu iddiasına CHP tarafı hep tek parti döneminde yapılanlar ve sonra da “özelleştirme” adı altında satılan yatırımlarla yanıt verirler. “Dikili ağaç” meselesi gibi en son “Bizden önce toplu iğne yoktu” açıklamasında da verilen yanıtlar aynıdır. Bu yanıtlar veriliyor ama bu tür iddialar dillendirilmekten vazgeçilmiyor. Bu da ayrı bir konu, tartışmak için.

Siyaset tarihinin önemi işte burada devreye giriyor. Siyasete “dikili ağacın” kıymeti nedir ya da ne anlam ifade eder? İktisadi hayattan bahsediyorsanız, evet veri olarak kabul edilebilir ama siyaset dediğiniz şey sadece iktisattan oluşmaz ki. “Başarı” çıtasını iktisadi alana indirirseniz karşınıza Çin çıkar ve bundan da hiç memnun olmazsınız.

CHP, 1950 yılında, çok partili hayata geçildikten sonra yapılan ikinci seçimleri kazanan Demokrat Parti’ye, iktidarı, kimsenin burnu kanamadan devretmiştir. Üzerinde kurulmaya çalışılan “iktidarı sakın bırakma” baskılarına karşın CHP Genel Başkanı, 2’nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü “en büyük yenilgim en büyük zaferimdir” diyerek seçim sonuçlarının gereğini demokratik bir tavırla hem de ilk kez seçimle iktidar değişmiyormuş gibi bir olgunlukta yerine getirmiştir.

Başbakan Şemsettin Günaltay’ın koltuğuna Adnan Menderes, 8 gün sonra TBMM’de seçilerek İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı koltuğuna da Celal Bayar oturmuştur. Bayar, “partili cumhurbaşkanlığına hep itiraz ettiği” için, cumhurbaşkanı seçilir seçilmez DP Genel Başkanlığı görevinden ayrılmıştır. Bu tavır ayrıca önemlidir.

Tarihin içinde “dikili taş” arıyorsanız işte burası tam da orasıdır. Bayar’ın, Menderes’in, Demirel’in, Turgut Özal’ın, Yıldırım Akbulut'un, Mesut Yılmaz’ın, Tansu Çiller’in, Abdullah Gül’ün, Binali Yıldırım’ın, Ahmet Davutoğlu’nun ve Erdoğan’ın oturdukları koltuklar, temsil ettikleri makamlar CHP’nin bu ülkedeki “dikili” ağacıdır.

Demokrasilerin en önemli yapı taşı muhalefetin varlığıdır. İktidar her rejimde vardır. Muhalefeti olmayan bir rejimde demokrasiden söz etmek imkansızdır. Rejim ne olursa olsun, demokrasi talebi, mücadelesi ve demokrasiyi muhafaza etme çabası hep........

© Kısa Dalga