Memleketin meselelerini hangi parti çözer?
Gençlerin hatırlamaması ya da bilmemesi çok normal ama bizim unutmamız sıkıntılı. Türkiye Cumhuriyeti, en azından pek çok kurumsal yapısı ile Osmanlı’nın devamıdır. Yargıtay’ın kuruluş yılı 1868, polis teşkilatının kuruluş yılı ise 1845’tir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kurumları, yıl dönümlerini buna göre hesaplayarak kutlarlar. Bu kurumların sayısını artırabiliriz. Örneğin kara kuvvetleri, kuruluşunu Mete Hanın tahta çıkması ile yani milattan önce 209 olarak kabul eder.
Yani tarihsel olarak bir ülkede ne yaşanması gerekiyorsa, fazlasıyla yaşanmıştır bu süre içerisinde. Her türlü deneyim, ihtiyacı olanın yararlanacağı bir biçimde, tarihin büyük sayfalarına, bu hayli uzun süre içerisinde kayıt edilmiştir. Siyaset de böyledir. Kurumlarımız olmasa da “siyaset yapma” anlayışımız Osmanlı’dan kalmıştır. Bugün hâlâ bir övgü veya eleştiri için “İttihat ve Terakki” adının kullanılıyor olmasının nedeni de budur.
Bu ülkede bir darbe bayram olarak yıllarca kutlandı; 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı. Bu darbe bayramını da başka bir darbe ortadan kaldırdı: 12 Eylül askeri darbesi. Alın size dünyada eşi benzeri olmayan bir deneyim. Demokrasi, anayasa, hukuk ile ciddi sıkıntıların yaşandığı bir dönemde bunu konuşmadık. Darbe anayasası olmasına karşın, bugün bile sivillerin yapmayı planladığı anayasadan demokratik olarak daha ileri olan 1961 anayasasını tam da bugün konuşmamız gerekmez miydi?
Sağ siyasetin demokratik olma hali
Türkiye’de darbeler demokratik siyasetin olgunlaşmasının da önüne geçmiştir. Politik bir cinayete kurban gittikleri için, seçilmiş, içlerinde bir de başbakan olan siyasi figürleri bugün, bu nedenle eleştiremiyorsunuz bile. Eleştirilemediği için de hatalar hep tekrarlanıyor. “Hiç hatası olmayan” siyasi figürler gibi de sağ siyasetin tekrar tekrar üreterek sahnelere süreceği isimler haline geliyorlar.
Oysa, mesela Celal Bayar. İttihat ve Terakki’nin en aktif üyelerinden, CHP hükümetinin başbakanı ve Demokrat Parti (DP) kurucusu. Türkiye’deki sağ siyasetin ana ocağı olan DP’yi kurmadan önce de sosyalist Serteller’in dergisinde yazı yazmaya hazırlanıyor. Hem de CHP’den “özgürlüklerin kısıtlanmasına itiraz ettikleri için atılan” Adnan Menderes ile birlikte.
O dergide yazmadılar, solcu olmadılar. Temelini attıkları sağ siyaset, tek parti dönemini bile mumla aratacak baskıcı bir rejime dönüşerek, Türkiye’deki tüm sağ siyasetin ortak özelliği hâlini aldı. Muhalefette ne kadar demokratlarsa, iktidarda da o kadar antidemokrat oldular. AKP’nin bugünkü politik çizgisi, DP’nin, AP’nin, hatta ANAP’ın iktidardaki “devletleşme” hâlinden sonraki “standart” çizgisidir. AKP’nin kesintisiz iktidar olma durumu bu çizginin de kalın olmasını ortaya çıkarmıştır.
Muhalefetsizleşme değil siyasetsizleşme
Ekonomik olarak çok büyük sıkıntılarla boğuşan bir memleket Türkiye. Ülkeyi yönetenlerin ürünü olan bu tabloya ilişkin yaptıkları olumlu açıklamalar kimseyi etkilemiyor. Ekranlarda duyduğunuz, “yüksek gelirli ülkeler düzeyine”........
