Yargılanma Korkusundan Sahneye: “Köprüden Önce Son Çıkış”
Apaçık Radyo – Kulis Sesleri’nde bu hafta Ga Kolektif tarafından sahnelenen “Köprüden Önce Son Çıkış” oyununun yazarı, yönetmeni ve oyuncuları Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca ile konuştuk.
Mine Yıldız: “Biz bu umutsuzluğun içinde üretmeye devam ederek bir anlamda umut yaratıyoruz.”Yağmur Güçlü: “Her yeni olayda oyunu güncelliyoruz; Türkiye’nin gündemi oyunun içine sızıyor.”
Yaren Özkoca: “Önce eylem geliyor, motivasyon sonra geliyor. Yaptıkça gelen bir şey bu.”
Oyunun hikâyesi nedir? “Köprüden Önce Son Çıkış” ne anlatıyor?
Mine Yıldız: Oyunun çıkış noktası aslında birlikte bir araya gelip belirlediğimiz bir temaya dayanıyor: yargı ve yargılanma korkusu. Konu yargılar olunca ister istemez hayatın birçok alanında karşılaştığımız durumlar gündeme geldi. Aile içinde, iş hayatında ya da toplumun farklı alanlarında maruz kaldığımız yargılar ve bunların sonuçları üzerine bir araştırma yaptık.
Oyunumuzu ortaklaşa yaratım tiyatrosu tekniğiyle ortaya çıkardık. Yani metin prova sürecinde şekillendi. Hem kendi hayatlarımızdan hem de insanlarla yaptığımız röportajlardan yola çıkarak oyunun metnini oluşturduk.
Bir okul projesi olarak başlamıştı değil mi?
Yağmur Güçlü: Evet, başta bir mezuniyet projesiydi. Biz Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunuyuz ve mezun olurken bir proje üretmeniz gerekiyor. Biz de bu projeyi biraz daha farklı bir yere koyduk.
Açıkçası sektörde görünür olmak için çabalamanız gerekiyor ve bu çabanın önemli bir kısmı sahneden geçiyor. Bu yüzden projenin sadece bir mezuniyet çalışması olarak kalmasını istemedik. İleride de kendimizi görünür kılabileceğimiz bir araç olsun diye düşündük. Okulda önce 20 dakikalık bir versiyonunu hazırlamıştık. Daha sonra bunu geliştirip bir saate uzattık ve şu an sahnelerde oynadığımız hâline getirdik.
Karakterlerinizden bahseder misiniz?
Yaren Özkoca: Aslında hepimiz kendimizi oynuyoruz.
Karakter isimleri de sizin isimleriniz mi?
Yaren Özkoca: Evet, isimlerimiz bizim. Yaşlar ise prömiyer yaptığımız zamandan kalma; onları güncellemedik. Ama karakterlerle ilgili şöyle bir durum var: Kendi adımız ve soyadımızla oynasak da aslında bazen birbirimizin hikâyelerini anlatıyoruz. Röportajlardan çıkan metinler de var. Bu yüzden ortaya çıkan anlatı daha kolektif, daha evrensel ve toplumsal bir yere gidiyor.
Bazı bölümlerde kimlikler biraz daha belirsizleşiyor. Çünkü birbirimizin hikâyelerini anlatıyoruz ve hikâyeler iç içe geçiyor. Hatta bazı anlarda üç kadını tek bir kadın gibi gördüğümüz bölümler de var. Yani kendimizi oynuyoruz ama aslında hepimiz birbirimizi de oynuyoruz diyebiliriz.
Peki Yaren karakteri nasıl bir karakter?
Yaren Özkoca: Ne kadar spoiler verebilirim bilmiyorum ama oyundaki Yaren karakteri benimle oldukça aynı düzlemde ilerleyen bir karakter. Politik tarafı olsun, uykuya düşkünlüğü olsun, kızlarla olan ilişkisi olsun… Bunların çoğu gerçekten bana çok benziyor. Çünkü o taraflar doğrudan bizden çıkan yerler.
Yağmur Güçlü: Yağmur karakteri de benzer bir yerden geliyor. Oynadığım karakter şu anki bana bazı yönleriyle benziyor ama biz karakterleri kendimizden biraz da uzak tutmaya çalıştık. Mesela alışveriş yapmayı sevmesi, politik tarafı ya da arkadaşlarıyla ilişkisi oyundaki gibi. Ama aynı zamanda küçük farklılıklar da ekledik. Bu sayede hem bize benzeyen hem de bizden ayrışan karakterler ortaya çıktı.
Mine Yıldız: Mine karakteri de benzer şekilde. Karakterler hepimizden çıktığı için doğal olarak bizimle ortak özellikler taşıyorlar. Ama Yağmur’un da söylediği gibi, oyunun yapısını kurarken üç karakteri birbirinden ayırabilmek için bazı özellikler de atadık. Üstelik oyunu yazdığımız zamandan bugüne biz de değiştik. Bu yüzden bazı yönlerde karakterlere benziyoruz, bazı yönlerde ise onlardan uzaklaştık. Yani kurgu ile gerçek aslında iç içe.
Neden yargılanma korkusu? Doğrudan kendi hayatınızdan mı yola çıktınız?
Mine Yıldız: Aslında şöyle: Bu noktaya gelmeden önce uzun bir süre hem yerli hem yabancı birçok metin okuduk. “Ne yapabiliriz?” diye epey düşündük. Ama günün sonunda okuduğumuz hiçbir metin bizi gerçekten heyecanlandırmadı.
Biz de şunu düşündük: Yabancı metinlerde başkalarının dertlerini anlatmak yerine, kendi dertlerimizi sahneye nasıl koyabiliriz? Provalara başladığımızda herkes yapmak istediği şeylerden bahsederken hepimizin ortak kesiştiği tema yargı ve yargılanma korkusu oldu. Bu yüzden onu seçtik. Aslında biraz kendi dertlerimizi ve kendi jenerasyonumuzun meselelerini anlatabilmek için yola çıktık diyebilirim.
Üçünüzün de hem yazıp hem yönetip hem de oynadığı bir proje olması süreci nasıl etkiledi?
Yaren Özkoca: Süreci biraz uzattı diyebilirim. Kızlar oyunun ilk, yaklaşık iki aylık versiyonu için zaten birkaç ay çalışmışlardı. Daha sonra ben dahil olunca oyunu uzatmak ve geliştirmek için yaklaşık sekiz aylık ek bir prova sürecinden geçtik.
Tutarlı bir dış gözünüz olmadığı zaman hem yazıp hem yönetmek hem de oynamak gerçekten zor oluyor. Provaların büyük bir kısmı her şeyi videoya çekip sonra izlemek ve tekrar baştan çalışmakla geçti. Bazen iki kişi sahnede oynarken benim dışarı çıkıp izlemem, sonra geri girip oynamam, sonra tekrar çıkıp bakmam gibi bir düzen kurduk. Zorlayıcıydı ama bence bu süreçten çok fazla şey öğrendik. Açıkçası tekrar tamamen aynı şekilde çalışır mıyım, emin değilim ama bizim için öğretici bir deneyimdi.
Yağmur Güçlü: Evet, bazı yönleriyle zorlaştırdı. Yaren’in dediği gibi dış göz olmadığı için gerçekten........
