Şafakta Buluş Benimle: Yüzleşme, hatırlama ve hayatta kalma üzerine bir oyun
Kulis Sesleri’nde, Şafakta Buluş Benimle oyununun yönetmeni Gökçe Karaman ile oyuncular Melis Tamtaş ve Selin Çobanoğlu ile sohbet ettik.
“Bilmemek” üzerine kurulu bir oyunculuk, seyirciyle eş zamanlı ilerleyen bir anlatı… Genç tiyatrocular, Şafakta Buluş Benimle ile hem sahnede hem kendi üretim süreçlerinde yüzleşmenin izini sürüyor.
Oyunun hikâyesinden başlayalım. Şafakta Buluş Benimle ne anlatıyor?
Gökçe Karaman:Oyunun sürprizini kaçırmak istemeyiz ama kısaca şöyle anlatabilirim: Bir tekne kazasının ardından iki kadın bir adada mahsur kalıyor. Bu adanın gerçekliğini, başlarına ne geldiğini ve neyle karşı karşıya olduklarını anlamaya çalışıyorlar.
Aslında seyirci ve oyuncular oyunu eş zamanlı olarak keşfediyor. Neler olduğunu, gerçeğin ne olduğunu birlikte öğreniyoruz. Bu gerçekle nasıl baş ettiğimiz, bunun bizde neler yarattığı; o çaresizlik anında nelerin konuşulduğu, nelerin yara açtığı ve nelerin iyileştirdiği… Tüm bunlar seyirciyle birlikte deneyimlenen yoğun bir sürece dönüşüyor. Şafakta Buluş Benimle, sürprizini bozmadan anlatabileceğim kadarıyla, böyle bir deneyim sunuyor.
Karakterlerinizden bahseder misiniz?
Selin Çobanoğlu:Ben Robin karakterini canlandırıyorum. Robin’in en büyük amacı oyun boyunca gerçeği öğrenmek. Adaya düştükten sonra ne olduğunu anlamaya çalışan, bunun için sürekli çabalayan biri. Aynı zamanda “Buradan nasıl kurtulabiliriz?” sorusuna mantıklı çözümler arıyor.
Sürekli bir düşünce akışı içinde, biraz da koşturmacalı bir karakter. Kafası çok karışık çünkü ne olduğunu bilmiyor. Ben de oyuncu olarak aslında “hatırlamak” üzerine bir performans kuruyorum. Hatırladıklarım ne kadar doğru ne kadar yanlış? Yanlış olma ihtimaliyle yüzleşince gerçek ne oluyor? Bu yüzden oynarken zaman zaman ben de zorlanıyorum. Çünkü karakter gibi ben de anlamaya çalışıyorum. Sürekli bir anlam arayışı içinde.
Melis Tamtaş:Ben Helen’i oynuyorum. Helen, Robin’e kıyasla daha gerçekçi ve pratik bir tarafta duruyor. Adaya düştükten sonra “Buradan nasıl kurtuluruz?” sorusuna cevap arayan, çözüm üretmeye çalışan bir karakter. Çok enerjik, konuşkan ve üretken. Her soruna hızlıca çözüm bulan ve buna inanan biri. Helen’i oynamak benim için çok keyifli.
Ayrıca karakterim seyirciyle paralel ilerliyor; her şeyi seyirciyle birlikte öğreniyor. Öğrendiği gerçeklerle yüzleşmesi de o anda gerçekleşiyor. Robin’in karmaşası içinde bazen durup onu izliyor ve “Bunu yapabiliriz” diyerek daha pozitif bir yerden yaklaşmaya çalışıyor.
Daha pozitif bir karakter, değil mi?
Melis Tamtaş:Evet, baştan sona oldukça pozitif. Ama oyun ilerledikçe, seyirciyle birlikte o da bazı gerçeklerle yüzleşmeye başlıyor.
Nasıl bir araya geldiniz? Bu hikâyeyi seçmenizin sebebi neydi?
Melis Tamtaş:Selin’le Bahçe Galata’da, hocamızın öğrencisiyken tanıştık. Yaklaşık iki – iki buçuk yıldır arkadaşız. Geçen yıl Mayıs ayında “Bir şeyler yapalım, bir oyun çıkaralım” diyerek yola çıktık.
Metin araştırırken Selin bu oyunu bana gönderdi ve ikimiz de çok etkilendik. Başka metinler de okuyalım dedik ama aklımız hep buna döndü. Sonunda bu oyunu sahnelemeye karar verdik. Ardından çevremize bakmaya başladık: “Kiminle çalışabiliriz?” diye. Gökçe ile aynı çevredeydik, aynı yerlerde eğitim almıştık. Daha önceki yönetmenlik ve oyunculuk deneyimlerine güvenerek ona teklif götürdük. O da kabul edince birlikte bu yola çıktık.
Selin Çobanoğlu:Şafakta Buluş Benimle aslında tiyatro öğrencileri arasında oldukça popüler bir metin. Mezuniyet projelerinde ya da sahne çalışmalarında sıkça tercih ediliyor.
Benim bu oyunu sevmemin en büyük nedeni absürt yapısı. Hem absürt hem de duygusal olarak çok gerçek bir dünyası var. Çok ciddi bir dram barındırıyor ama aynı zamanda bazı anlarda konuşulanlar neredeyse saçma gelebiliyor. Zaten absürtlük de biraz böyle bir şey: Çok ciddi durumların içinde tuhaflıklar barındırmak. Oyunun sürprizli yapısı, başladığı gibi bitmemesi ve karakter dönüşümleri de beni çok etkiliyor.
Örneğin başrol ilk bakışta Robin gibi görünse de asıl dönüşümü yaşayan kişi Helen. Bu zıtlıklar metni çok ilginç kılıyor. Bir de bana göre bu bir “kadın hikâyesi”. Bu yüzden bir kadın yönetmenin sahnelemesi gerektiğini düşündük. Sonrasında da Gökçe ile yollarımız kesişti.
Bir hayatta kalma hikâyesi…Aynı zamanda bir yüzleşme. Merkeze neyi koymaya çalıştınız?
Gökçe Karaman:Bizim için en önemli şey, Helen’le birlikte........
