Kızılbaş Parkında yürüyen adam…
Kızılbaş Parkında yürüyorum. Karşıdan bir adam geliyor. Genç, eli yüzü düzgün, belki 30’larında. Kararlı adımlarla yürüyor, kulağında kulaklığı, gayet güzel spor kıyafetleri ve ayakkabıları. Tanımıyorum. Muhtemelen o da beni tanımıyor.
Gözü bir yerden ısırsa belki de şey diyecek: “Bu o her gün televizyonlarda sinirli sinirli konuşan adam değil mi?”
Bilmiyorum. Belki de demiştir. Göz göze geliyoruz, ters yönlerde yürümeye devam ediyoruz.
Saate bakıyorum: 17.57. Evden çıkalı 10 dakika olmuş. Havalı olsun diye evden parka yürüyerek geliyorum. Toplam 41 dakika yürümem lazım.
Bu süre Serhat İncirli’nin başıma bela ettiği bir süre. Ondan önce 30 dakika yürüyordum, hayat daha kolaydı. O da çok sevdiğim bir abimin başıma bela ettiği bir süre.
“Be Ulaş, seni hiç iyi görmedim, en azından yürüyüş yapman lazım oğlum senin. Bak dinle beni. En son bunu önerdiğim adam beni dinlemedi, şimdi mezarda!”
Koş Ulaş doktora git! “Doktor, ölüyorum galiba, napacayık, bir kontrol et.”
Kardiyolar, testler, turp gibiyim!
Ama doktor buldu, bırakır mı? Bırakmaz tabii!
O da başka doktora yolladı. Yolladığı doktor, “senin yürüyüş yapman lazım. Haftada en az 2-3 defa, günde yarım saat yürürsen iyi olur.”
Böyle başladı yürüme maceralarım. Tarlalarda ve yollarda yürüdüm. Hoşuma da gitti. Kendimce bir tempo tutturdum, kötü arkadaşlarımın her gece dürtüklemesine rağmen, hatta meyhaneye gitsem bile eve dönüp yürüdüm. Yani hemen hemen.
Bir gece meyhanede otururken deli gibi yürüdüğünü bildiğim Serhat abime heyecanlı bir çocuk gibi müjdemi verdim: “Abi, ben da başladım yürümeye. Haftada 2-3 defa, 30 dakika yürüyorum.”
Cevap: “30 dakikadan bir bok olmaz abim, en az 41 dakika yürümen lazım!”
İşte böyle başladı Kızılbaş Parkı maceralarım. Çünkü 41 dakika planı için düzen lazımdı. İyi de oldu.
Bu park Mehmet Harmancı dostumun eseri, ne güzel park yapmış işte çocuk. İnsanlar bayağı ilgi gösteriyor. Patenle kayanlar, bağıra bağıra NBA tadında basket maçı yapanlar, benim gibi anlamlı ya da anlamsızca yürüyenler, koşanlar...
Bunları düşünüyorum yürürken, sonra adamla yine yolumuz kesişiyor. Tam parkın yarısında. Yüzüne bakıyorum. Pek bir derdi yok gibi. Benim aksime.
Peki o benim yüzüme bakınca ne düşündü acaba? Bilmiyorum ki.
Mesela ben........
