Cesur iyimserlik...
Son yazdığım makalenin başlığı, “Ya şimdi, ya da (belki de) hiç!” şeklindeydi.
Makalenin özü, 6 aylık bir aradan sonra adaya dönen Maria Holguin’in temasları öncesi atmosferi ortaya koymaktı.
Şu anki makalenin konusu ise Holguin’in hafta başı taraflarla yaptığı ‘hayırlı’ temaslardır.
Çünkü Kıbrıs sorununun en son özlü ve resmi bir toplantı kapsamında görüşüldüğü Crans Montana zirvesinin üzerinden tam 3263 gün geçmiştir!
İşte Holguin’in, Pazartesi günü her iki liderle yaptığı toplantılardan sonra sarfettiği “genişletilmiş 5 1 zirve için çalışıyoruz...Bu zirve yapılacak, tarihi henüz belli değil” şeklindeki ifadelerin anlamı bu bağlamda çok ama çok büyüktür!
Bir kere dikkat ederseniz zirveyle ilgili “gayrı-resmi” tanımlaması yapılmamıştır!
Bu da şu demektir: BM, kendi kriterlerinin görüşüleceği, Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı şekliyle, iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayanan bir federal çözümü, yeniden -ve resmi olarak- görüşme gündemine almıştır!
Ve bu zirvenin toplanma şansının doğmasının en büyük sebebi de, başta Türkiye olmak üzere, uluslararası toplumun buna yeşil ışık yakmasından başka bir şey değildir!
Bakınız, daha önce pek çok kez vurguladığım üzere, Kıbrıs sorunu en nihayetinde uluslararası bir sorundur. Bu sorunun çözülmesi için sadece biz garip Kıbrıslıların “hade biz anlaştık” demesi tek başına yetmez.
Öte yandan bu yetmediği gibi, “biz hayatta anlaşmayız, bizi boşayın” demek de yetmez!
Nitekim 1959 Zürih ve Londra anlaşmaları tam da buna örnektir. O anlaşmayı kotarıp, önümüze koyanların bugünkü ‘güya’ garantörlerimiz olduğunu herhalde anlatmama gerek yoktur.
Lafı gevelemeden devam edecek olursam, Kıbrıs sorunu, şu anki dünya düzeni içinde sürdürülebilir bir halde değildir.
Bu da bir “ayarlanma” yapılmasını zaruri hale getirmektedir.
Bunun sebebi de, özelde Orta Doğu ve Doğu Akdeniz, genelde AB-ABD-Çin ve Rusya ekseninde dengelenmeye çalışılan yeni çok kutuplu modelin, Kıbrıs gibi ‘patlamaya hazır bir el bombasının’ eline bırakılmaması gerektiği yüzündedir.
Çünkü Kıbrıs’ta patlayacak bir silahın, Türk-Yunan savaşına everilmesi dışında, son dönemde yoğunlaşan Kıbrıs-İsrail işbirliği sebebiyle, bir Türk-İsrail savaşına dönüşme potansiyeli de büyüktür.
Bütün bu yazdıklarım aslında yeni tespitler değildir, oldukça uzun zamandır tekrarlanan şeylerdir.
Öte yandan, tüm bu toz dumanın arasında, dün Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın düzenlediği “200.gün” toplantısını yerinde izledim.
Sanırım hayatımda ilk kez katıldığım bir basın toplantısında soru sormadım, bunun yerine konuşmacıyı........
