menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SON 44 GÜN ANALİZİ: Herkes vekil olmak istiyor; peki ülkeyi gerçekten kim düşünüyor?

6 0
23.10.2026

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

KKTC’de seçimlere doğru geri sayım hızlanırken, siyaset sahnesinde dikkat çekici bir adaylık yarışı yaşanıyor. Ancak asıl düşündürücü olan, milletvekili olmak isteyenlerin sayısı değil, bu yoğun ilginin arkasındaki nedenlerdir. Bu kadar insan neden siyasete yöneliyor? Gerçekten ülkeye hizmet etmek, sorunlara çözüm üretmek ve geleceğe katkı sağlamak için mi, yoksa siyasetin sunduğu makam, statü ve imkânlardan yararlanmak için mi? İşte seçimlere yaklaşırken üzerinde ciddiyetle durulması gereken asıl mesele, adayların çokluğu değil, siyasete hangi amaçla girdikleri, hangi donanıma sahip oldukları ve ülkeye gerçekte ne kazandırabilecekleridir.

Küçük bir ülkede, siyasetle ilgilenenlerin fazla olması, ilk bakışta demokratik katılım açısından olumlu görülebilir. Ancak siyasetin giderek bir kariyer kapısı, ekonomik güvence veya toplumsal statü kazanma aracı olarak algılanması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken yapısal bir sorundur. Çünkü milletvekilliği, herhangi bir kişisel meslekte arzu edilen noktaya ulaşılamadığında, başvurulacak alternatif bir iş alanı olmadığı gibi, mesleğinde önemli başarılar elde etmiş kişilerin de yalnızca tanınmışlıklarına ve geniş çevrelerine güvenerek üstlenebilecekleri sıradan bir görev değildir. Asıl mesele, siyasete kaç kişinin girdiği değil; bu kişilerin hangi bilgi, birikim, sorumluluk anlayışı ve kamu hizmeti bilinciyle ülke yönetimine talip olduğudur. Aday sayısındaki artış, tek başına bir tehlike oluşturmaz. Tehlike, siyasi rekabetin nitelikten uzaklaşması, kişisel beklentilerin kamu yararının önüne geçmesi ve milletvekilliğinin geçici bir temsil sorumluluğu yerine sürekli bir geçim veya nüfuz alanına dönüşmesidir.

Milletvekilliği bir meslek değil, halk adına kullanılan süreli ve hesap verilebilir bir kamu yetkisidir. Bir milletvekilinin görevi, yalnızca vatandaşın düğününe katılmak, cenazesinde bulunmak, sosyal medyada görünür olmak veya bireysel taleplere aracılık etmek değildir. Milletvekili yasa yapar, bütçeyi inceler, kamu harcamalarını denetler, hükümetin faaliyetlerini sorgular ve ülkenin geleceğini ilgilendiren kararlarda sorumluluk üstlenir. Peki, ekonomi politikalarını yeterince bilmeyen biri kamu bütçesini nasıl değerlendirecektir? Hukukun temel ilkelerine hâkim olmayan biri, hazırlanan yasaların toplum üzerindeki etkilerini nasıl sorgulayacaktır? Dünyadaki teknolojik dönüşümü, enerji güvenliğini, iklim değişikliğini ve uluslararası ekonomik gelişmeleri takip etmeyen bir temsilci ülkesini geleceğe hazırlayan düzenlemelere nasıl katkıda bulunacaktır? Elbette her milletvekilinin bütün alanlarda uzman olması da beklenemez. Ancak bilmediğini öğrenme iradesi, uzman görüşüne başvurma alışkanlığı, eleştirel düşünme becerisi ve kamu yararını kişisel ilişkilerin üzerinde tutma sorumluluğu bu görevin vazgeçilmez gerekleridir. Bunların yerine yalnızca popülerliğin, maddi imkânların ve çevre genişliğinin belirleyici hâle gelmesi, yasama faaliyetlerinin niteliğini ve demokratik denetimin gücünü zayıflatabilecek ciddi, hayati derecede önemli bir risktir.

KKTC gibi toplumsal ilişkilerin oldukça yakın olduğu küçük ölçekli bir ülkede, bu mesele daha da hassastır. Akrabalık, arkadaşlık, iş ilişkileri ve siyasi bağlantılar günlük hayatın birçok alanında iç içe geçebilmektedir. Bu yakınlık, siyasetçilerin vatandaşların sorunlarını doğrudan öğrenmesini kolaylaştırabileceği gibi, kamu yönetiminde kayırmacılık ve çıkar çatışması risklerini de artırabilir. Örneğin, seçim döneminde kendisine destek veren kişilere kamu istihdamı, ihale, izin veya başka bir ayrıcalık konusunda beklenti oluşturan bir adayın, seçildikten sonra tarafsız kamu yönetimi anlayışını koruması güçleşebilir. Böyle bir ilişkinin yaygınlaşması hâlinde vatandaş hakkını kurallar üzerinden aramak yerine, bir siyasetçinin desteğine ihtiyaç duyduğunu düşünmeye başlar. İşte asıl tehlike burada ortaya çıkar. Devletin kurumları yerine kişilerin, liyakat yerine bağlantıların, vatandaşlık hakkı yerine........

© Kıbrıs Postası