menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bu gemiye neden binmedim? Milletvekilliği tekliflerini neden kabul etmedim?

13 0
26.06.2026

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir ülkenin geleceği yalnızca seçimlerle değil, seçimlerin ortaya çıkardığı zihniyetle şekillenir. Bir ülkenin kaderini belirleyen yalnızca meclis binaları değil, o meclisi dolduran insanların bilgi düzeyi, karakter gücü, çözüm üretme kapasitesi, vizyonu ve ülkeye karşı taşıdığı sorumluluk bilincidir. İşte tam da bu nedenle, son dönemde çeşitli siyasi partiler tarafından, tarafıma yapılan milletvekilliği adaylık tekliflerini değerlendirirken, meseleye kişisel bir kariyer fırsatı olarak değil, ülkenin içinde bulunduğu genel tablo açısından bakmayı tercih ettim.

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yalnızca ekonomik sorunlarla mücadele eden bir ülke değildir. Aynı zamanda yönetim krizi, vizyon krizi, liyakat krizi, kurumsallaşma krizi, güven krizi ve gelecek krizi yaşayan bir ülkedir. Daha da önemlisi, ülke tarihinin en kritik dönemlerinden birine doğru ilerlerken, özellikle Kıbrıs meselesiyle ilgili, ortaya çıkan yeni uluslararası girişimler ve yeni çözüm senaryoları karşısında, siyasi yapının ortaya koyduğu hazırlık düzeyi ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Son günlerde yeniden gündeme gelen ve çeşitli uluslararası çevrelerde tartışıldığı öne sürülen yeni çözüm modelleri, toprak düzenlemeleri, siyasi eşitlik tartışmaları, güvenlik başlıkları, doğrudan ticaret, doğrudan temas ve doğrudan uçuş gibi konular, önümüzdeki dönemin sıradan bir dönem olmayacağını da açıkça göstermektedir.

Böylesine hayati bir dönemde bir ülkenin en büyük ihtiyacı, popüler insanlar değil, sorunları okuyabilen, analiz edebilen, öngörebilen ve çözüm üretebilen insanlardır.

Ancak üzülerek görüyorum ki, siyasi yapıların önemli bir kısmında, halen çözüm üretme kapasitesi olan, insanları sisteme kazandırma anlayışından çok, oy potansiyeli yüksek, tanınırlığı fazla veya seçim matematiğine katkı sağlayabilecek isimleri, ön plana çıkarma yaklaşımı hâkimdir. Oysa popüler olmak ile ülke yönetebilmek aynı şey değildir. İyi bir insan olmak ile ülkenin kronikleşmiş sorunlarını çözebilmek de aynı şey değildir. Toplumun sevdiği bir kişi olmak değerli olabilir; fakat devlet yönetmek, ekonomik krizleri çözmek, kurumsal reform yapmak, uluslararası müzakereleri yönetmek ve geleceği inşa etmek çok daha farklı yetkinlikler gerektirir.

Bugün yaşadığımız temel sorunlardan biri de budur. Siyaset, uzun yıllardır ülkeye ne katabileceği sorgulanan insanlardan çok, seçime ne katabileceği hesaplanan insanlara yönelmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da meclis, zaman zaman ülkenin ihtiyaç duyduğu çözüm merkezi olmaktan çıkıp, sorunların konuşulduğu ancak çözümlerin üretilemediği alana dönüşmektedir.

Bir ülkede sorunların sürekli konuşulup çözümlerin sürekli ertelenmesi, aslında çözüm üretme kapasitesinin zayıfladığının en açık göstergesidir.

KKTC’de yıllardır gündeme bakıldığında tablo nettir: Ekonomi, eğitim, sağlık, trafik, nüfus politikaları, kamu reformu, enerji, çevre, gençlerin göçü, devlet yönetimi ve Kıbrıs meselesi sürekli tartışılmaktadır. Ancak bu sorunların önemli bir kısmı çözülmek bir yana, zaman içinde daha da büyüyerek kronikleşmektedir.

Bu durum yalnızca teknik bir yönetim sorunu değildir. Aynı zamanda psikososyal bir sorundur. Çünkü toplum uzun süre çözümsüzlük yaşadığında, kolektif umut duygusunu kaybetmeye başlar. İnsanlar zamanla sorunların........

© Kıbrıs Postası