Ateş çemberi: Orta Doğu’daki savaş dünyayı nereye sürüklüyor?
MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Orta Doğu’da başlayan bir savaşın yalnızca bölgesel kalacağına dair inanç, tarih boyunca defalarca geçerliliğini yitirmiştir. Bugün yaşanan gelişmeler de benzer bir dönüm noktasına işaret ediyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve kısa sürede çok katmanlı bir çatışmaya dönüşen bu savaş, yalnızca iki ülke arasındaki askeri mücadele değildir. Savaş, enerji yollarını, küresel ekonomiyi, Doğu Akdeniz güvenlik mimarisini, Kıbrıs adasını ve Türkiye’nin stratejik konumunu doğrudan etkilerken, aynı zamanda bölgedeki ve dünya çapındaki güç dengelerinde, köklü değişimlere yol açma riskini de beraberinde taşıyor. Ortaya çıkan tablo, dünyanın yeni ve belirsiz bir güç mücadelesi dönemine girdiğini gösteriyor.
Çatışmanın mevcut aşamasında ortaya çıkan en kritik gerçek, savaşın klasik bir cephe savaşı olmaktan ziyade, çok katmanlı bir “asimetrik mücadele” şeklinde ilerlemesidir. İran’ın yıllardır hazırladığı merkeziyetsiz savunma sistemi, yani kamuoyunda “mozaik savunma” olarak adlandırılan strateji, liderlik kadrolarına yönelik saldırılara rağmen, savaş kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılamamasını sağlıyor. Bu model, askeri komuta yapısının, küçük ve yarı bağımsız bölgesel birimlere ayrılması anlamına geliyor. Böyle bir yapı, dış saldırıların, savaşın yönetimini felç etmesini zorlaştırırken, çatışmanın uzun süre devam etmesine de zemin hazırlıyor. Bu nedenle mevcut savaşın kısa süreli bir operasyon olarak kalması ihtimali giderek zayıflıyor.
Bu asimetrik yapı, yalnızca askeri planlamayı değil, diplomatik ve ekonomik stratejileri de doğrudan etkileyen bir faktör haline getiriyor. Karşı taraf, İran’ın merkeziyetsiz ve dağıtılmış komuta sistemi nedeniyle, hızlı ve net zafer beklentisiyle hareket edemiyor; her saldırı, planlanan sonuçlardan bağımsız olarak çatışmayı uzatıyor ve maliyetleri katlanarak artırıyor. Bu durum, savaşın klasik güç dengeleri mantığını altüst ediyor; üstün silah teknolojisi veya sayısal üstünlük tek başına belirleyici olamıyor. Ayrıca, bu strateji rakipleri hem sahada hem de kamuoyunda moral ve güven açısından sınarken, uzun vadeli stratejik planlamanın ne kadar karmaşık ve öngörülemez bir hale geldiğini de gösteriyor. Dolayısıyla “mozaik savunma”, sadece İran’ın askeri dayanıklılığını garanti altına almakla kalmıyor, aynı zamanda savaşın bölgesel ve küresel yansımalarının öngörülmesini de son derece güçleştiriyor.
Bu noktada ABD ve İsrail açısından en büyük zorluk, askeri üstünlüğün stratejik sonuca dönüşmesinin her zaman mümkün olmamasıdır. Tarihsel olarak üstün teknoloji ve hava gücü, birçok savaşta hızlı başarı getirmiştir, ancak İran gibi geniş coğrafyaya sahip, derin savunma altyapısı bulunan ve bölgedeki müttefik silahlı gruplarla, güçlü ilişkiler geliştirmiş bir devletle mücadelede, aynı sonuçları garanti etmemektedir. Füze kapasitesi, insansız hava araçları ve bölgesel milis ağları sayesinde, İran doğrudan askeri üstünlük kurmasa bile, karşı tarafın maliyetlerini hızla artırabilmektedir. Bu durum savaşın ekonomik boyutunu da giderek daha belirleyici hale getirmektedir.
Özellikle maliyet asimetrisi, bu savaşın en kritik unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ucuz üretilebilen insansız hava araçları ve kısa menzilli füze sistemleri, milyarlarca dolarlık savunma sistemlerini, sürekli devreye sokmaya zorlayarak karşı tarafı ekonomik açıdan yıpratmaktadır. Böyle bir savaş modeli, askeri zaferden çok, karşı tarafın siyasi iradesini zayıflatmayı hedefler. Bu nedenle savaşın süresi uzadıkça, kamuoylarının tepkisi ve ekonomik baskılar da daha belirleyici hale gelecektir.
Bu çatışmanın küresel boyut kazanma ihtimali ise, özellikle de büyük güçlerin........
