menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seçimlerle gerçekten bir şeyler değiştirilebilseydi, seçimler yasaklanırdı!

5 0
22.10.2026

Çok partili demokratik parlamenter sistem içerisinde, seçimler yoluyla toplumsal düzende olumlu yönde herhangi bir değişim yaratmak mümkün müdür?

Yönetenlerin ve hükümetlerin, millî iradenin (!) tercihleri doğrultusunda seçimler yoluyla değişmesi; ulusal ve uluslararası düzeyde çözüm bekleyen sosyoekonomik sorunların giderilmesine ve toplumsal düzeydeki ahlâkî çürümeye çare olabilir mi?

Bir tespitte bulunmak gerekirse, seçilen yeni milletvekilleri veya iktidara gelen yeni hükümetler, maalesef bugüne kadar düzene ve rejime ilişkin hemen hiçbir ciddi problemi olumlu yönde ve kökten çözerek pozitif bir değişimi tetikleyememiş; yalnızca pansuman niteliğinde, palyatif ve geçici bazı tedbirler almakla yetinmişlerdir!

Görünen köy kılavuz istemez! Bu gidişle gelecekte de parlamenter demokratik sistem yoluyla olumlu herhangi bir değişim ve dönüşüm sağlanamayacaktır. Zaten aksi yönde bir beklenti, kanaatimce, eşyanın tabiatına aykırıdır!

Milletvekilleri, istisnaları tenzih ederim, ancak genellikle saygı ve itibar görme heveslisi, egoları şişkin, “güç ve statü budalası” kişilerdir! Açıkça itiraf etmeseler bile dokunulmazlık ve benzeri imtiyazlardan, insan egosu ve doğası gereği, fazlasıyla hoşlanırlar!

Siyasetçinin profiline baktığımızda, egolarının esiri olmuş, sürekli sahnede ve spot ışıklarının altında kalmaktan hoşlanan bir insan tipi görürüz. Politikacılar daima ilgi odağı olmaktan ve merkeze yerleşmekten hoşlanırlar. Tipik bir politikacı, yeniden seçilebilmek uğruna doğru bildiklerini söyleyememe veya inanmadıklarını doğruymuş gibi söyleme hastalığından muzdariptir. Bu “kasaba politikacıları”, seçildikten sonra güç zehirlenmesi yaşarlar!

Bu zevatın seçim kampanyalarına harcadıkları paraları yalnızca milletvekili maaşlarıyla karşılamaları mümkün olmadığına göre, bir milletvekilinin neler yapmaya ve nelere tenezzül etmeye hazır olabileceğini bir düşünün! Dürüst ve namuslu olan az sayıdaki milletvekilini bir kez daha tenzih ederim.

Devlet yönetmek gibi toplumun kaderini doğrudan etkileyen bir sorumluluğun, bilgi, birikim, tecrübe ve liyakat gerektirdiğini söylemek için daha ne olması gerekir?

Berber dükkânını bile canınız istediği anda açamazsınız! Bunun için sırasıyla çıraklık, kalfalık ve ustalık aşamalarından geçmeniz gerekir. Mesleğin inceliklerini öğrenmeniz, deneyim kazanmanız ve belirli şartları yerine getirmeniz beklenir. Peki, bir berber dükkânı açabilmek için bile aşamalardan geçmek gerekirken bir ülkeyi, milyonlarca insanın hayatını etkileyecek kararlar alarak yönetmek için neden benzer bir liyakat ve yeterlilik şartı aranmasın?

Altmış yaşını geçen bir otobüs şoförü işine devam edebilmek için her yıl yeniden sürüş testine girmek zorundayken, memleketin dümenine geçecek olan Başbakan veya Cumhurbaşkanı gibi kişilerin, yetmiş, hatta seksen yaşlarında olmalarına rağmen, herhangi bir zorunlu bilişsel, psikolojik veya fiziksel sağlık değerlendirmesinden geçirilmeden bu görevleri üstlenebilmelerine imkân tanıyan bir sistem yürürlüktedir!

Berberlik yapmak için bile belirli aşamalardan geçmek ve mesleki yeterliliğini kanıtlamak gerekirken, bir ülkeyi yönetmek için neden çok daha ciddi yeterlilik kriterleri aranmasın?

Seçimler, düzen için herhangi bir tehdit oluşturmaz! Seçimlerin sonunda ne düzen değişecektir ne de teşbihte hata olmaz - hele de kafiyeliyse - *üzülen!

Seçimler yalnızca düzenin yeni sahiplerini; başka bir deyişle, düzeni koruyan, sürekliliğini ve devamlılığını gözeten, bunun karşılığında siyasi kamu gücünü ve kamu kaynaklarını kullanma ve dağıtma imtiyazına sahip olacak yeni kadroları belirleyecektir!

Bütün gürültü ve patırtının, tüm itişme ve kapışmanın sebebi budur!

Bütün dalaşma ve tepişme bu yüzdendir!

Tüm suçlamaların ve karşılıklı çamur atmaların temelinde bu gerçek yatar!

Yani mesele, paylaşım kavgasıdır: Lânet olası güç ve iktidar kavgası!

Üstelik çok partili demokratik parlamenter düzenin, çoğu zaman göz ardı edilen başka sakıncaları da vardır. Parti aidiyeti, partizanlık, hizipleşme, kamplaşma, kutuplaşma ve bölücülük gibi olgular, siyasetin toplumsal bütünleşmeyi sağlayan bir araç olmaktan çıkıp toplumu birbirine karşıt kamplara ayıran bir mekanizmaya dönüşmesine yol açabilmektedir.

Siyasi partiler, toplumun farklı kesimlerinin düşüncelerini ve taleplerini temsil etmek amacıyla ortaya çıkmış olsalar da zamanla kendi çıkarlarını, iktidar mücadelelerini ve varlıklarını sürdürme kaygılarını toplumun ortak çıkarlarının önüne koyabilmektedirler. Böylece siyasi rekabet, farklı görüşlerin medeni bir biçimde yarıştığı demokratik bir süreç olmaktan çıkarak karşı tarafı düşmanlaştıran, toplumsal ilişkileri zehirleyen ve yurttaşları birbirine yabancılaştıran bir güç mücadelesine dönüşebilmektedir.

İnsanlar artık neyin doğru, neyin yanlış olduğuna, neyin ülke için yararlı veya zararlı olduğuna nesnel ölçütlerle karar vermek yerine, kendi partilerinin ne söylediğine bakarak tavır almaya başlamaktadırlar. Kendi siyasi kamplarının yanlışlarını görmezden gelirken karşı tarafın en küçük hatasını bile büyütmekte, hatta aynı davranışı kendi partileri sergilediğinde savundukları ilkeleri kolaylıkla bir kenara bırakabilmektedirler.

Böyle bir ortamda siyaset, topluma hizmet etmenin ötesinde, aidiyetlerin ve sadakat ilişkilerinin belirlediği bir mücadele alanına dönüşür. Partizanlık aklın, hizipçilik ortak yararın, kutuplaşma ise toplumsal dayanışmanın önüne geçer.

Sonuçta kazanan toplum değil, iktidar mücadelesini kendi lehine sonuçlandırmayı başaran siyasi kadrolar olur.

Rejimin ve düzenin sürdürülebilirliğini garanti altına almak için kitleleri aldatmak, “güç ve yetkinin, hâkimiyet ve egemenliğin” halkın elinde olduğu illüzyonunu yaymak ve halkı kontrollü bir biçimde bu sürece dâhil etmek gerekmektedir.

İşte tam bu noktada seçimler devreye girmektedir! Seçimler, halkın “gazını almak” ve yıpranmış eski kadrolara duyulan tepkiyi ve güvensizliği ortadan kaldırmak üzere, sistemin sürdürülebilirliğini ve devamlılığını sağlayan bir emniyet sübabı işlevi görmektedir.

İktidar yorgunu, yıpranmış parti ve kadrolar, tahterevalli kuramına göre, “dinlendirilmek ve icraatlarından kaynaklanan kamuoyu tepkisini soğurmak” üzere tahterevalliden indirilip bir kenara çekilirler ve yerlerine yeni parti ve isimler tahterevalliye oturup yükselirler, tâ ki yeni gelenler de yıpranıp indirilene kadar! Diğer bir deyişle amaç, “kamuoyu tepkisini emmek, toplumsal tepkinin etkisini azaltmak veya birikmiş siyasi tepkinin zamanla sönümlenmesini sağlamak suretiyle eski kadrolara yeniden geri dönüşün yolunu açmak”tır. BU DURUM, ÖZELLİKLE İKİ BÜYÜK PARTİNİN EGEMENLİĞİNDE OLAN SİSTEMLER İÇİN GEÇERLİDİR.

Hiçbir şeyin değişmeyeceğini, daha doğrusu değiştirilemeyeceğini bile bile, “Halka hizmet, Hakk'a hizmet!” yalanına sarılan; aslında kimseyi değil, yalnızca kendilerini aldatan ve güce tapan birtakım makam ve mevki sevdalılarına, rejimi sürdürme, düzeni koruma ve kollama yönünde sergiledikleri “üstün (!) çabalar” karşılığında çeşitli ödüller sunulmaktadır.

Milletvekili ve bakan maaşları, dokunulmazlık, diplomatik pasaport ve milletvekili araç plakası gibi, egoyu okşayıp kabartan birtakım ödül ve rüşvetler verilmekte; çeşitli ayrıcalıklar, mükâfatlar ve imtiyazlar sağlanmaktadır.

Fakat günün sonunda hiçbir şey değişmeyecektir!

Hoş, zaten siyasete soyunan, çizmelerini giyip sahaya inen hiç kimsenin de gerçek ve devrimsel anlamda düzeni değiştirmek, eskiyi yıkmak ve yeni bir toplumsal sözleşme etrafında yeni bir ulusal düzen kurmak gibi bir amacı yoktur! Olsa olsa ortada yalnızca içi boş, kof bir “reform ve yenilenme!” vaadi vardır!

Bu sistemde maalesef hazin bir “asil-vekil” çelişkisi de bulunmaktadır! Yetkinin asıl sahibi olan millet, belirli ve geçici bir süre için kendisine temsil yetkisi verdiği vekilleri, kendi üzerinde haklar, dokunulmazlıklar, yetkiler ve imtiyazlarla donatılmış bir konuma taşımaktadır!

Mevcut parlamenter demokratik düzenimiz, liyakat ilkelerine dayalı meritokratik bir rejimin fersah fersah uzağında bulunduğundan, demagog siyasetçiler kendilerini pazarlamaya ve halka şirin görünerek yeniden seçilmeyi garantilemeye........

© Kıbrıs Postası