Anlam fazlalığı çağı: her şeyin yorumu var, hakikati yok
Bugün bir cümle kurulduğu anda peşinden onlarca yorum geliyor. Bir olay yaşanıyor, hemen anlamlandırılıyor. Herkesin söyleyecek bir sözü, ekleyecek bir yorumu, yapıştıracak bir etiketi var. Bu bolluk ilk bakışta zenginlik gibi görünüyor. Oysa çoğu zaman yaşanan şey bir anlam fazlalığıdır. Anlam çoğaldıkça derinlik azalır; yorum arttıkça hakikate temas zorlaşır.
Bu çağda sorun anlamın yokluğu değil, fazlalığıdır. Her şey hemen açıklanır, hızla sınıflandırılır, kolayca tüketilir. Bir şeyin ne olduğu anlaşılmadan, ne anlama geldiği söylenir. İnsanlar yaşadıklarını sindirmeden yorumlar. Bu yüzden deneyim ile anlam arasındaki bağ kopar. Anlam, yaşantının içinden doğmaz; üzerine yapıştırılır.
Yorum yapmak insana hâkimiyet hissi verir. “Bunu anladım” demek, belirsizliği azaltır. Belirsizlik ise rahatsız edicidir. Bu nedenle insan, henüz olgunlaşmamış duygularını bile hızla adlandırmak ister. Oysa bazı şeyler hemen anlaşılmak istemez.........
