Federalizmden Sonra: Kıbrıslılık Kimliğinin Ötesinde Bir Sol Mümkün mü? (7)
Türklük Üzerinden Gelişen Tarihsel Mücadelenin 2000’lerden Sonra Kıbrıs’ın Kuzeyinde Erimesi
Bir öncek yazımızı “Fransız Devrimi’ne bu kadar meraklı olan insanlar, kendi toplumlarının 1958 ve 1974 yılları arasında verdikleri mücadeleye neden bu kadar Fransız kalıyorlar acaba?” Sorusu ile bitirmiştir. Bunun elbette birçok sebebi var!
Sanırım ilk görünüşte çelişki gibi görünen bu durumun arkasında, Kıbrıs Türk solunun gelecek tahayyülü olarak geçmişin kavgalarını geride bırakıp Rum tarafıyla yeni ve barış dolu bir gelecek kurma hayali de yatmaktadır. Ancak ne olursa olsun, günahlarıyla veya kötücül yanlarıyla birlikte Kıbrıs Türk millî mücadele tarihini sırf gelecekte yapılması düşünülen bir barış için hafızalarda silikleştirmek veya o kısmı es geçmek, Kıbrıslı Türklerin kendi tarihlerini bütünsel bir şekilde algılayamamasına neden olmaktadır.
Ancak Kıbrıs’ın kuzeyindeki “Türklük”, daha çok Türk milliyetçilerinin tekelinde olduğu için çoğulculukla, kadın veya insan haklarıyla ve radikal demokrasinin değerleriyle sentezlenmemiştir. Sanırım Türk kimliği ile demokrasi sentezini en fazla yapabilenler Serdar Denktaş ve Kudret Özersay olmuştur; ancak elbette bu, sınırlı bir biçimde gerçekleşmiştir. Kıbrıslı Türklerin sosyokültürel yapılarına en çok uyan şey sosyal demokrasidir; ancak KKTC, Türkiye’den de beter bir vahşi kapitalizm altında hergün ezilmektedir.
“İnadına Kıbrıslı Olmak” veya “İnadına Barış” Bir Zorunluluk mu?
Esas konumuza dönecek olarak yani Kıbrıslılık kimliğinin öğretilerine…
Kıbrıslı milliyetçileri, bizim hâlâ çözümü zorlamamız gerektiğini söylüyor: “Rum tarafıyla üçüncü kez çözümü deneyelim, dördüncü kez deneyelim, sonsuza dek deneyelim.” Çünkü hayallerinde hâlihazırda tarihte hiç görülmemiş birleşik bir “yurt” (solcular “vatan” demez) olan Kıbrıs ideali vardır.
Benim bu yazı dizisinde yapmaya çalıştığım şey, Kıbrıslılık kimliğinin gerçek........
