menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Köpekler: Hayat mükemmel olmak zorunda değil!

19 0
28.02.2026

Köpeklerin bu gezegendeki her canlıdan daha iyi yaptığı bir şey var.

Kesinlikle her şeyi kutluyorlar.

Anahtarlarını al, kutlama.

Dolabını aç, kutlama.

30 saniye gittikten sonra odaya geri dön, büyük kutlama.

Doğum günlerini, 14 Şubat Sevgililer Günlerini, evlenme yıldönümlerini, bayramları, kandilleri, büyük haberleri veya tatilleri beklemiyorlar.

Köpekler günlük hayata heyecanlanmaya değermiş gibi davranırlar. Burada oldukları için mutlu uyanıyorlar.

Havayı bir mucizeymiş gibi kokluyorlar. Zira, mucizeler, kibir dolu kalplere dokunmaz!

Olimpiyatlardaymış gibi bir topu kovalıyorlar.

Beş yıldızlı bir spa gibi çimlerde yuvarlanıyorlar.

Köpeğin neşesi sayesinde bizim de neşemiz artıyor. Bu, küçümsenemeyecek bir nimettir.

Ne kadar az paranız ve ne kadar az eşyanız olursa olsun, bir köpeğe sahip olmak sizi zenginleştirir.

Dünyada sizi kendinden daha çok seven tek şey köpektir.

Köpeklerin en büyük korkusu, evden onsuz çıktığınızda tekrar geri gelmeyeceğinizdir.

Bu tür bir canlının yanındayken gülümsememek imkânsız. Ve dürüst olmak gerekirse bize verdikleri en büyük hediyelerden biri.

Bize hayatın mükemmel olmak zorunda olmadığını hatırlatıyorlar. Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard'a göre hayat, ileriye doğru yaşanırken ancak geriye dönüp bakıldığında anlamlandırılabilir, bu da anlık mükemmeliyetin imkansızlığına işaret eder.

Sokrates'in öğrencisi ve Aristoteles'in hocası Antik Yunan filozofu Platon “Köpekler bir filozofun ruhuna sahiptir” sözü ile, köpeklerin sadakat, merak, yabancıyı ayırt etme (dost/düşman ayrımı) ve bilgiyi arama (koku alma yoluyla dünyayı anlama) gibi özelliklerinin, felsefi bir sorgulama ve bilgece bir tavırla örtüştüğüne işaret etmektedir. En büyük bilgelik, İyi’yi Kötü ’den ayırmaktır.

Platon, köpeklerin dünyayı keşfetmeye, koklamaya ve öğrenmeye meraklarından dolayı, köpekleri bilginin peşinde koşan filozofun merakına benzetir. Köpeklerin, bir filozofun ruhuna sahip olduğuna dair atıflar, onların sadece içgüdüsel değil, ayırt edici bir sezgiye sahip oldukları düşüncesini yansıtır. Platon'a göre köpek, sıradan bir hayvandan çok daha fazlasıdır; o, ideal bir koruyucunun ve bir filozofun ruhsal özelliklerini taşıyan canlı bir örnektir.

Platon, köpeklerin tanıdıklarını sevdiklerini, tanımadıklarına ise tepki gösterdiklerini, bunun da bilgiyi (dostu) bilgelikle ayırt etme yeteneği olduğunu vurgular. Platon, köpeğin dost ile düşmanı birbirinden ayırt etme yeteneğine dikkat çeker. Köpek tanıdığı (dost) kişiye sevgi gösterirken, tanımadığına (düşman) karşı havlar. Platon, köpeğin bu tutumunu, "tanıdık" olanı bilgiyle, "yabancı" olanı ise cehaletle ayırt etmesi olarak yorumlar. Bu nedenle, bilgiyi (öğrenmeyi) seven ve bilmediğinden nefret eden canlılar oldukları için köpeklerin "filozofik" bir doğaya sahip olduğunu savunur.

Platon, köpeklerin içgüdüsel olarak doğruyu ve güveni arayan, karmaşık insan çıkarlarından uzak bir ruh halini simgelediklerini belirtir. Ruh kendine benzeyenden başkasını sevemez! İnsan bir köpeği gerçekten sevene kadar, ruhunun bir yanı uykudadır.

Araştırmalar, hayatta güvenebileceğimiz, kendimizi teslim edebileceğimiz canlılara sahip olmanın sinir sistemimizi rahatlattığını, beynimizin daha uzun süre sağlıklı kalmasına yardımcı olduğunu, duygusal ve fiziksel acılarımızı dindirdiğini gösteriyor.

Son yıllarda köpeklerle ilgili yapılan araştırmalar, sandığımızdan çok daha karmaşık ve “insana yakın” bir tablo çiziyor.

Köpekler sadece çevreyi değil, zamanı da koklayabilirler. Köpekler için zaman soyut bir kavram değil, fiziksel bir değişimdir. Gün içinde kokuların azalmasını, örneğin sahibinin sabahki kokusunun akşam azalmış olması, takip ederek zamanın geçtiğini algılarlar. Bir köpeğin koku alma duyusu, insanlarınkinden 10.000 ila 100.000 kat daha hassastır. İdeal koşullarda 20 km uzaklıktaki kokuları alabilirler.

Köpekler, odadaki koku yoğunluğunun azalmasını ölçerek saatin kaç olduğunu anlarlar. Örneğin, sabah evden çıktığınızda bıraktığınız yoğun kokunun gün içinde ne kadar seyrelmesi gerektiğini bilirler; koku belli bir seviyeye indiğinde sizin eve dönme vaktinizin geldiğini anlarlar. Yani köpekler için gelecek, "kokusu henüz gelmemiş olan" andır.

Köpeklerin koku alma duyusu o kadar gelişmiştir ki, kanser, diyabet, migren ve hatta bazı enfeksiyonları koklayarak tespit edebilirler. Köpekler, kandaki veya nefesteki kanserli hücrelerin yaydığı uçucu organik bileşikleri koklayarak tespit edebilirler. Kanserli hücrelerin sağlıklı hücrelerden farklı metabolik atıklar yaydığını bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Köpekler, insanların korku, stres veya sevinç gibi duygularını, salgıladığımız hormonları koklayarak anlayabilirler. Parkinson hastalığını belirtiler ortaya çımadan kokuyla anlayabildikleri kanıtlanmıştır.

Köpeklerin koku alma duyusu o kadar hassastır ki, laboratuvar ortamında eğitilen köpekler kan örneklerindeki kanserli hücreleri ,7 doğrulukla ayırt edebilmiştir.

Bilimsel araştırmalar, köpeklerin güvenilmez veya kötü niyetli insanları, sahiplerine davranış şekillerinden ve kokularından anlayabildiğini göstermektedir.........

© Kıbrıs Postası