menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kim diyebilir: “Ben hep aynıyım”?

10 0
30.03.2026

Tanıdık bir cümle… “Sen çok değiştin.” “O çok değişti…” Çoğu zaman bir tespit gibi değil, bir eleştiri gibi söylenir bu cümle. Altında ince bir sitem, hafif bir kırgınlık, bazen de sessiz bir yargı vardır. Değişmek; kusur gibi, tutarsızlık gibi, hatta kimi zaman riyakârlık gibi algılanır. Oysa… Asıl tuhaf olan değişmemektir. Her şey değişirken biz nasıl aynı kalabiliriz ki? Ciğerlerimize dolan hava her an yenilenirken, damarlarımızdaki kan sürekli devinirken, cildimiz, yaşımız, mevsimler, çevremiz durmadan dönüşürken… Bakış açımız değişir. Ruh hâlimiz değişir. İsteklerimiz, hayalleriniz, hedeflerimiz,  korkularımız değişir. Dün “olmaz” dediğimiz bugün mümkün olur. Bugün vazgeçtiğimiz, yarın en doğru seçim olur. Çünkü insan tek bir hâlden ibaret değildir. İnsan; yaşadıklarıyla çoğalır, öğrendikleriyle evrilir. Ama biz… Birbirimizi eski hâlimizde tutmak isteriz. Alıştığımız yerde, tanıdığımız biçimde… Çünkü değişen insan, biraz da bizi değişmeye çağırır. Ve bu çağrı her zaman konforlu değildir. O yüzden “çok değiştin” deriz. Aslında çoğu zaman demek istediğimiz şudur: “Artık seni eskisi gibi tanımıyorum.” Oysa belki de ilk defa kendine bu kadar yaklaşmıştır o insan. Değişmek; kaybolmak değildir. Değişmek; bazen fazlalıkları bırakmak, bazen susmayı öğrenmek, bazen de ilk kez kendi sesini duymaktır. Ve burada çoğu zaman görmezden geldiğimiz bir gerçek daha vardır: Bir insanın değişimi, yalnızca onun iradesinin sonucu değildir. İlişkiler de değiştirir. Sözler değiştirir. Davranışlar, ihmal, kırgınlıklar, hayal kırıklıkları değiştirir. Birine “çok değiştin” demeden önce sormak gerekmez mi? Bu değişimin içinde benim hiç payım yok mu? Birini sürekli aynı yerde tutmak isterken, ona aynı değeri, aynı özeni, aynı anlayışı gösterebildik mi? Yoksa değişimi, karşı tarafın hatası gibi gösterip kendi sorumluluğumuzu görünmez mi kıldık? Gerçekten bakabildiğimizde şunu fark ederiz: İnsan sadece kendi içinde değil, ilişkilerinin içinde de değişir. Ve bazen bir insanın sana karşı değişen tutumu, onun karakterinden çok, senin ona nasıl davrandığının sessiz bir yansımasıdır. Bu yüzden değişimi yalnızca bir kopuş gibi okumak, çoğu zaman gerçeğin sadece küçük bir parçasına bakmaktır. Oysa değişim, çoğu zaman bir uyanıştır. Bir fark ediştir. Bir sınır çizme hâlidir. Ve en çok da şudur: Kişinin kendi yanında durmayı öğrenmesidir. İnsan değişir… Çünkü hayat durmaz. Ama belki de asıl mesele değişmek değil, nasıl değiştiğimizdir. Sevginin çoğaldığı, anlayışın genişlediği, empatinin kendine ve başkasına yer açtığı bir değişim… Kişinin kendi yanında durabildiği, kendine yabancılaşmadan dönüşebildiği bir değişim… İşte belki de en sağlıklı olan budur: Aynı kalmaya çalışmak yerine, kendine doğru değişmeyi seçmek. Ve bu değişimin içinde, hem kendimize hem birbirimize karşı daha dürüst, daha sorumlu, daha şefkatli olabilmek…  


© Kıbrıs Gazetesi