menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BİRİKİM BEY İLE SAYIN CUMHURBAŞKANI ÖNCE İÇİNE GİRİLEN SÜRECİN NASIL SONUÇLANMASINI ÖNGÖRDÜKLERİNİ ANLATSINLAR, SÜRECİN ŞEFFAF OLMASINI SAĞLASINLAR; SONRA DA KKTC’NİN NEYİ İFADE ETTİĞİNİ İYİ DÜŞÜNSÜNLER

15 0
22.09.2026

Bir dönemin CTP milletvekili, CTP’li Maliye eski Bakanı Birikim Özgür, değerli İngilizce hocamız, CTP’den atılan, CTP’nin eski Genel Başkanı ve yıllarca Birleşik Kıbrıs Partisi’nin Genel Başkanlığını yapan merhum Özker Özgür’ün oğlu olarak, babasının karşıt görüşleri de okuması tavsiyesiyle bana cevap verdiği yazısına başladı. Benim babam da şofördü. Hayat üniversitesinden mezun olmuştu. Çok bilinmeyen 1956 Süveyş Savaşı’na, İngiliz ordusunun takviye ulaşım birliği içinde katılmıştı. Yunanca ve İngilizce okur, yazar ve konuşurdu. Rumları ve İngilizleri iyi tanıdığını söylerdi. 1960-1978 arasında Kıbrıs’ta görev yapan Türkiye büyükelçilerinin makam şoförlüğünü yapması nedeniyle de 1960, 1963, 1964, 1967, 1968 ve 1974’te yaşanan çok önemli olayların canlı tanığı ve kulak misafiri olmuştu. Benim babam da bana şöyle derdi: “Rum asla bizi kendisinin malı olarak Kıbrıs’a ortak kabul etmez. Biz Türkiye ile beraber yürürsek bize bir şey yapamazlar ama Türkiye’yle aramızı açmada, bizi Türkiye’den ayırmada başarılı olurlarsa bizim ağzımıza yanacaklar. Rum’la konuş, ye, iç ama asla güvenme.” Benim 45 yıldır yakından izlediğim Kıbrıs konusu ile okuduğum Kıbrıs yakın tarihi, babamın bu değerlendirmelerini önemli ölçüde doğruluyor. Yunanistan’ın 1821’den itibaren Türk milletine karşı izlediği politikalar ile bugün Ege’de devam eden anlaşmazlıklar da Rum tarafının Kıbrıs konusundaki tutumuyla birlikte değerlendirildiğinde, Kıbrıs meselesinin neden yalnızca bir müzakere sorunu olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen, AB, İngiltere, ABD veya Rum tarafına daha yakın politikalar izleyen çeşitli çevrelerin, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin değerlendirmelerinde bizim farklı düşündüğümüz noktaları zaman zaman küçümsediğini görüyoruz. Sanki Rumlarla, Kıbrıs Türk halkının hak ve hukukunu yeterince güvence altına alacak bir antlaşmaya ulaşmak mümkünmüş ve benim gibi önceliği kendi devletinin, halkının ve Anavatanı Türkiye’nin güvenliği, egemenliği, huzuru ve refahı olanlar buna engel oluyormuş gibi bir yaklaşım sergilenebiliyor. Gelelim sevgili Birikim Özgür’ün yazısının analizine.

Metodoloji-müzakere konusu

Birikim Bey, metodoloji-müzakere konusunda yaptığım eleştiriyi yanıtlarken, dönüşümlü başkanlık gibi federal çözümün esas konularının konuşulmasının, Tufan Hoca’nın önce metodolojinin kabul edilmesi, sonra müzakere yapılması şartı ile çelişkili olmadığını savunuyor. Ben aynı görüşte değilim. Neden? Çünkü Tufan Hoca, metodolojisini ortaya koyarken Rum tarafı ile BM’nin siyasi eşitlik ile dönüşümlü başkanlığı kabul etmelerinin tartışma konusu olmadığını söyledi. Bu açıklama, siyasi eşitlik ile dönüşümlü başkanlığın kabulünün, öze dair herhangi bir Rum talebinin karşılığı olarak müzakere edilmesinin Tufan Hoca’nın açıkladığı metodolojiyle nasıl bağdaştırılacağı konusunda soru işaretleri yaratıyor. Eğer burada farklı bir yaklaşım varsa, bunun Sayın Cumhurbaşkanı tarafından daha açık şekilde ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum.

“İki devletli anlaşmayı nasıl gerçekleştireceksiniz?”

Birikim Bey’in benim iki devletli antlaşma yapılmasına yönelttiği ve yanıtlamamı istediği temel soru ise şu: “İki devlet modelini savunuyorsunuz ama bunu........

© Kıbrıs Gazetesi