Türkiye, müdahil olmak için göbek atmaz…
Bugün farklı bir üslup… Kendim sorup, kendim yanıtlayacağım.
Türkiye’nin, KKTC’deki önemli gelişmelere müdahil olduğunun örnekleri var mı?
Türkiye’nin, Kıbrıs Türk halkı içindeki siyasal konular başta olmak üzere pek çok konuda müdahil olma arzusu, kurumsal bir arzu mu?
Bunun geçmişi ne kadar uzaktır?
Daha da gerilerden örnek var ama 1950’li yıllara kadar uzanır?
Kilometre taşı hangi örnektir?
Rumlar 1955’te EOKA’yı kurdukları zaman başına Kıbrıslı, Trikomolu Grivas’ı koydular. Ya da Grivas önderliğinde örgütlendiler. Sıra TMT’ye geldiğinde, Volkan, 9 Eylül ve Karaçete gibi küçük ölçekli örgütlenmeleri maya yapıp Kıbrıslı Türklerin üst düzey görev aldığı bir TMT yerine, TMT’nin üst kademesi Türkiye’de gelen kod isimli subaylardan oluşturuldu.
Burada yanlış mı var?
Dıştan bakıldığı zaman yok. Sonuçta Kıbrıs Türkünün şanlı Türk subayı dediği subaylardandı gelenler. Ancak o gelen subaylar, Bayraktarlar, Sancaktar ve bölgelerdeki subaylar, sadece TMT’yi değil Kıbrıs Türkünün her bakımdan idaresini devraldı. Örneğin Lefkoşa sancaktarı, Bandabuliya’da sebze meyve kasalarının nasıl olacağına, nasıl yerleşeceğine kadar karar verici oldu.
O gün Kıbrıslı Türkleri sivil ve demokratik hayatının gelişimi önüne takoz konuldu. Parlak lafları boş verin, Kıbrıslı Türkler, kendi kendilerini yönetme özgüvenini yitirdi.
TMT’nin komuta kademesinin Türk silahlı kuvvetlerinden subayların olmasını kim istedi?
Pek çok farklı kaynaktan aldığım bilgiler tek ismi işaret ediyor. Rahmetli Rauf Raif Denktaş. Bu talebi Ankara’ya, rahmetli Burhan Nalbantoğlu ile birlikte gidip iletip, gerçekleşmesi için ısrarcı olmuşlar.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Kıbrıslı Türkler için yaptıklarını kimse inkar etmez. Ama sonuç ortada. Rumları Kıbrıslı EOKA Kahramanlarından 3-5 ismi 60 yaş ve üzeri Kıbrıslı Türkler bilir. TMT’nin Kıbrıslı Türk Kahramanlarına sıra geldiğinde. Bir tek isim söylenemiyor.
Mücahitler Derneği binalarında göze çarpacak şekilde TMT’nin Kıbrıslı Türk kahramanlarının fotoğrafı yoktur.
TMT devri bitip Güvenlik Kuvvetleri dönemi başlayınca bitmedi mi?
Askeri bağlamda bitti. Amma Türkiye’nin müdahil olmasıyla güç elde edip, statü sahibi olmak isteyenler ve onları “davetleri” hiç bitmedi.
Talepleri ve sonuç almaları çok mu kolay oldu?
Genelde kolay oldu, diyebilirim. Toplumsal birliğimizde bunun zor olacağını bildikleri için, Kıbrıs Türkünü kendilerine göre ayrıştırdılar. Muhalif yapı için zemin yarattılar. Sonra o muhalifleri, “Rumcu; Hain; Satılmış; Komünist; Türkiye düşmanı” diye yaftalayıp, gerçekmiş gibi Ankara’ya pazarladılar.
Bu kadar mı kolay?
Evet, bu kadar kolay. Gün geldi, Ankara’ya “Hırsızları mı, hainleri mi destekleyeceksiniz?” diye sormaya bile cesaret edildi.
Böyle geldi, böyle mi gidecek?
Böyle geldi ama böyle gitmesi mümkün değil. Geçtiğimiz hafta AK Parti’den üçü milletvekili dört isimle, 15 kadar gazeteci bir araya geldik. Söyledikleri bu bağlamda umut verici. Kişisel olarak görüştüğüm sorumlu isimler var. Eskiden sadece bizim gibi insanları karalayanlar dinlenirdi, şimdi toplumun hemen hemen tüm kesimleri dinleniyor. En önemlisi, körü körüne buralardan isimler savunulmuyor.
Temiz toplum, demokratik yapı olmadan, Kıbrıs Türkünün kendi kendini idare hakkının, KKTC’nin saygı ve itibar göremeyeceği çok net görülmeye başlandı.
Fiber Optik Protokolü’nün Cumhuriyet Meclisi’ndeki onay görüşmesindeki tablo vahim. 19 saat kürsüden inmeyen muhalefetten önce ele alınması gereken, nisap için hükümet ortaklarının 28 milletvekilinin 8 saat 15 dakikada zor ikna edilmesidir. O süreçte ne yalanlar söylenmedi ki? Kişisel beklenti taleplerinin pazarlığına yapanlardan bazıları, salona gidiş nedenini Ankara’dan aranmaya bağladılar.
Sanki de Türkiye, mafya yöntemiyle kendilerini ve ailelerini tehdit etmiş. Bunu bile söylediler.
Kıbrıslı ağzıyla… “İnananın da!”
Terbiyemi bozup, başka bir şey demek istemiyorum.
