“Yurdunu sevmeyen, kendini de sevmez”
Bir ülkenin, bir toplumun bugününü anlamak, yarınını öngörebilmek için bakılması gereken ilk verilerden biri nüfus yapısıdır. Nüfusun yaş dağılımı, eğitim düzeyi, kadın-erkek dengesi ve özellikle genç nüfusun niteliği, geleceğin en güçlü ipuçlarını verir.
Ancak gençlik sadece kimlik kartındaki doğum tarihi değildir.
Gençlik; bilgi demektir. Analitik düşünce demektir. “Önce ben” yerine “önce biz” diyebilmeyi öğrenmek demektir. Geçmişten güç alırken geleceğe sağlam köprüler kurabilmek demektir.
Bizim gibi kronik sorunların uzun yıllardır hayatın bir parçası olduğu toplumlarda gençlerin en büyük sermayesi, bilgiye dayalı doğruyu savunabilme cesaretidir. Ezberlerin değil, aklın peşinden giden gençler toplumların gerçek güvencesidir.
Bir toplumu güçlü ve kişilikli yapan değerlerden biri de yeni neslin örnek alacağı, “Ben de onun gibi olmak istiyorum” diyebileceği insanların varlığıdır. Rol modellerini kaybeden toplumlar, yön duygusunu da zamanla kaybeder.
Geçtiğimiz günlerde farklı ülkelerde, farklı üniversitelerde eğitimlerini sürdüren bir grup gencimizle uzun uzun sohbet ettim. Ben daha çok sordum, onlar anlattı. En çok da onları dinledim.
Beni umutlandıran, eleştirilerinden çok çözüm önerileriydi. Umutsuzluğu birkaç cümleyle geçiştirip umudu ise düşünerek gerekçelendirerek anlattılar. Ayağı yere basan bir iyimserlik taşıyorlardı.
“Yurt sevgisi sizin için ne ifade ediyor?” diye sordum.
Verdikleri cevapların ortak paydası tek cümlede özetleniyordu:
“Yurdunu sevmeyen insan, kendisini de sevmez.”
Bir başka önemli gözlemim daha oldu. Sürekli dile getirilen “Gençler gidiyor, bir daha dönmez” yargısının tam karşısında duran çok güçlü bir irade gördüm. Büyük çoğunluğu, geleceğini bu topraklarda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kurmak istiyor.
Nitelikli gençlere gerçekten kapılar açılacak mı? Yoksa “Giden gitsin” anlayışıyla hareket edilip geri dönmek isteyenlerin umutları da sessizce tüketilecek mi?
Çünkü gençliğe kapıyı kapatan toplumlar, aslında kendi geleceklerine kapıyı kapatırlar.
İşte gençlere sorularım ve aldığım yanıtlar:
HASTÜRER: Dinamik gençlikten ne anlamalıyız? Kuzey Kıbrıs’ta dinamik bir gençlik var mı?
Mehmet Uğur Taşbel: Dinamik gençlik yalnızca hareket eden, üreten ya da kalabalıkların içinde görünen gençlik değildir. Asıl dinamizm, yaşadığı topluma karşı söz söyleme, sorgulama ve değişimin bir parçası olma cesaretidir. Kuzey Kıbrıs’ta böyle bir gençlik var mı? Bence var; fakat çoğu zaman potansiyelini tam anlamıyla ortaya koyabileceği alanları bulmakta zorlanıyor. Farklı ülkelerde eğitim alan, farklı düşüncelerle karşılaşan ve kendi geleceğini sorgulayan gençler aslında büyük bir birikim taşıyor. Mesele, bu birikimin bireysel çabalarda kalmayıp ortak bir iradeye dönüşebilmesi. Çünkü bir toplumun geleceği, gençlerin sadece geleceğe hazırlanmasıyla değil, bugünün şekillenmesine de dahil olmasıyla kurulur.
HASTÜRER: Şimdiki gençler her şeyi hazır buldu, bu nedenle rahattırlar. Gençlik gerçekten rahat mı?
Doğuş Ertoprak: “Şimdiki gençler çok rahat, her şeyi hazır buldular.” şeklindeki söyleme katılmıyorum. Öncelikle biz gençler olarak, bugün sahip olduğumuz ülkenin kolay var olmadığının farkındayız. Bu ülkenin bugünlere gelebilmesi için çok büyük mücadeleler verildiğini, geçmişte insanımızın büyük bedeller ödediğini ve bir neslin kendi geleceğinden fedakârlık ederek bizlere bir gelecek bırakmaya çalıştığını biliyoruz. Attığımız her adımda, aldığımız her kararda ve yaptığımız her işte bunun bilincinde olmamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü bize bu ülkeyi bırakabilmek için ömrünü mücadele içerisinde geçiren dedelerimize ve nenelerimize, bizleri bugünlere getiren annelerimize ve babalarımıza karşı bir borcumuz olduğunu biliyoruz. Bu borç yalnızca geçmişi hatırlamakla değil, bize bırakılan mirası daha ileriye taşımakla ödenebilir. Ancak gençlerin bugün karşı karşıya olduğu şartları da doğru değerlendirmek gerekiyor. Günümüz dünyasında gençler için rekabet, geçmişe kıyasla çok daha yoğun ve çok daha geniş bir alana yayılmış durumda. Küreselleşme ile birlikte dünya birbirine hiç olmadığı kadar yakınlaştı. Ülkemize farklı ülkelerden gelen insanların sayısının artması, üniversitelerin çoğalması, farklı alanlarda daha fazla mezunun iş hayatına katılması ve teknolojinin sınırları ortadan kaldırması, gençler arasındaki rekabeti de beraberinde artırıyor. Bugün bir genç yalnızca kendi ülkesindeki yaşıtlarıyla değil, eğitim aldığı, çalıştığı veya faaliyet gösterdiği alanlarda dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlarla da rekabet etmek durumunda kalabiliyor. Dolayısıyla gençlerin karşılaştığı sorunları değerlendirirken yalnızca “her şeyi hazır buldular” yaklaşımıyla hareket etmek, günümüzün gerçeklerini tam olarak görmek anlamına gelmiyor.
HASTÜRER: Geçmişin alışkanlıklarıyla siyaset yapan yaşı genç olanları, siyaset bağlamında da umudu besleyen gençler olarak görür müsünüz?
Cemalkan Balses Çeliker: Yaş olarak genç olmak, düşünce olarak da genç olmak anlamına gelmiyor. Kuzey Kıbrıs’ta genç yaşta siyasete giren ve kendinden önceki kuşakların alışkanlıklarını sürdüren insanlar elbette var ama gençliğin siyasetteki umudu sadece yaşla ölçülmemeli. Bence umut, soru sormaktan ve “böyle gelmiş, böyle gider” düşüncesini kabul etmemekten geçiyor. Yeni bir kuşağın siyasete dahil olması, eski yöntemlerin aynısını devam ettirmek yerine yeni bir dil ve yeni bir bakış getirebildiği zaman anlam kazanıyor. Genç bir yüzün siyasette olması tek başına değişim değildir; asıl değişim, o yüzün beraberinde farklı bir düşünce getirmesidir.
HASTÜRER: Kıbrıs sorunu denilince ne anlarsınız?
Cemalkan Balses Çeliker: Kıbrıs sorunu denildiğinde benim aklıma yalnızca siyasi bir anlaşmazlık gelmiyor; yıllardır çözülemeyen bir geçmiş, iki toplumun yaşadığı deneyimler ve bütün bunların arasında büyüyen nesiller geliyor. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan gençler için bu konu, sadece tarih kitaplarında kalan bir mesele değil; kimliğimizi, dünyayla kurduğumuz ilişkiyi ve geleceğe dair beklentilerimizi de etkiliyor. Bence en zor tarafı, geçmişi unutmadan geleceği kurabilmek. Çünkü bir sorunu çözmek, geçmişte kimin haklı olduğunu tekrar tekrar konuşmaktan çok, gelecek kuşakların aynı belirsizlikleri yaşamaması için ortak bir yol arayabilmektir. Bizim kuşağımızın buna farklı bir gözle bakması gerektiğine inanıyorum.
HASTÜRER: Kıbrıs sorununu öğrenmek için en güvenilir kaynak sizce nedir?
Dilan Yangın: Fikrimce Kıbrıs sorununu anlamak için en önemli kaynaklardan biri, bu dönemi yaşamış nenelerimiz ve dedelerimizdir. Çünkü onların anlattıkları, kitaplarda veya resmi belgelerde her zaman karşılığını bulamayacağımız bir hayatın içinden geliyor. Onlar aslında yaşayan birer arşiv. Bir evin nasıl terk edildiğini, insanların neler yaşadığını, korkularını, umutlarını ve o dönemin günlük hayatını en doğrudan onlardan öğrenebiliriz. Elbette tek bir anlatıyla yetinmemek, resmi belgeleri ve farklı kaynakları da okumak gerekir ama geçmişi gerçekten anlamak istiyorsak, o geçmişe tanıklık etmiş insanların sesini dinlemeyi de unutmamalıyız. Çünkü bazı şeyler yazılı değil, hatıralarda saklıdır.
HASTÜRER: Yurt dışında Kıbrıslı Türk olduğunuzu söylediğiniz........
