Küresel enerji satrancı, “sabit uçak gemisi” Kıbrıs ve Mavi Vatan doktrini
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) ev sahipliğinde ve Uluslararası Sosyal, Kültürel ve Akademik İlişkiler Derneği (USKAİD) iş birliğiyle düzenlenen “Doğu Akdeniz’in Stratejik Önemi” konulu zirve, 27 Mart 2026 Cuma günü Rauf Raif Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Zirve kapsamında “Jeopolitik ve Uluslararası İlişkiler” ile “Enerji, Ekonomi ve Hukuk” başlıklı oturumlar düzenlendi. Alanında uzman isimler Doğu Akdeniz’in stratejik boyutlarını farklı açılardan değerlendirdi. Öncelikle emeği geçen herkesi kutluyor ve tebrik ediyorum. Konuyla ilgili olarak şunu belirtmek isterim ki hasta olmam nedeniyle “Doğu Akdeniz’in Stratejik Önemi” konulu zirveye hasta olmam nedeniyle katılamayarak sunumumu yetkililere ilettim. “Doğu Akdeniz’in Stratejik Önemi” konusunda uzun yıllardır yazılar yazan biri olarak sunumumun önemli kısımlarını birkaç gün boyunca dikkatlerinize getireceğim.
Küresel jeopolitiğin ve dünya ekonomisinin ağırlık merkezi, yirmi birinci yüzyılın çeyreğini geride bıraktığımız bu günlerde bir kez daha ve çok daha şiddetli bir biçimde Doğu Akdeniz ve çevresine kaymış durumdadır. Energy Institute’un (EI) Haziran 2025’te yayımladığı ve 2024 yılına ait kesinleşmiş verileri içeren uluslararası geçerliliğe sahip “Statistical Review of World Energy 2025” raporu, bu coğrafyanın neden küresel bir askerî ve siyasi rekabet alanına dönüştüğünü rakamların tartışılmaz diliyle tüm dünyaya ilan etmektedir. Söz konusu muteber rapora göre; dünyada ispatlanmış petrol rezervlerinin tam yüzde 52,8’inin ve doğal gaz rezervlerinin ise yüzde 40,4’ünün Doğu Akdeniz’in hemen yanı başındaki Orta Doğu bölgesinde bulunduğu açıkça belirtilmiştir.
Bu tabloya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılması sonrasında bölgede bağımsızlıklarını kazanan ülkelerden meydana gelen Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) sahip olduğu ve raporda yüzde 30,2 seviyesinde olduğu belirtilen doğal gaz oranını da eklediğimizde, karşımıza çıkan resim çok daha ürkütücü ve stratejik bir hâl almaktadır. BDT’ye ait bu devasa hidrokarbon rezervlerinin çok önemli bir bölümünün, gerek Doğu Akdeniz gerek Karadeniz ve elbette kilit ülke olan Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına taşındığı düşünüldüğünde, içerisinde bulunduğumuz bu kritik bölgenin dünya enerji güvenliği açısından ne denli yaşamsal bir anlam ifade ettiği bütün çıplaklığıyla anlaşılacaktır. Bu bağlamda Doğu Akdeniz bölgesinin; küresel çerçevede ispatlanmış en büyük hidrokarbon rezervlerine sahip olan ve dünya doğal gaz rezervlerinin toplam yüzde 70’inden fazlasını barındıran Rusya, İran ve Katar gibi dev aktörleri içeren Orta Doğu ve Hazar havzalarının dünyaya açıldığı en stratejik kapı olduğu tescillenmiştir.
Ticaretten enerjiye stratejik dönüşüm ve kritik geçiş noktaları
Bölgemiz; Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu üçgenini kontrol eden benzersiz bir jeopolitik kavşak noktasıdır. Burada ticaretten enerjiye çok boyutlu, tarihsel bir stratejik dönüşüm yaşanmaktadır. Akdeniz havzası, kelimenin tam anlamıyla ticaretin kalbidir. Dünya deniz ticaretinin yüzde 30’u ve küresel hidrokarbon taşımacılığının yüzde 25’i bizzat bu havzada gerçekleşmektedir. Günde ortalama 4000 geminin Doğu Akdeniz sularında seyretmesi, buranın adeta küresel ekonominin atan nabzı olduğunu kanıtlamaktadır. Doğu Akdeniz; Hazar ve Orta Doğu enerji kaynaklarının Batı’ya aktarıldığı ana enerji koridoru konumundadır.
Bu muazzam koridorun küresel değeri, okyanuslara açılan kapılarıyla da doğrudan orantılıdır. Süveyş Kanalı, Cebelitarık ve Türk Boğazları, dünyanın en kritik geçiş noktalarıdır. 1869 yılında açılmasıyla birlikte bölgenin askerî ve ticari kaderini geri dönülemez biçimde değiştiren Süveyş Kanalı, Asya-Avrupa ticaret yolunu 10-15 gün gibi devasa bir sürede kısaltarak dünya deniz ticaretinin merkezi olmuştur. Türk Boğazları ve Cebelitarık ile birleştiğinde bu üçlü jeostratejik yapı, dünya ekonomisinin mutlak “nefes borusu” konumundadır.
Kıbrıs Adası: Doğu Akdeniz’in “Sabit uçak gemisi”
Tüm bu devasa jeopolitik, lojistik ve ekonomik ağın tam kalbinde, adeta bir kilit taşı gibi duran yer ise Kıbrıs Adası’dır. Uluslararası askerî, diplomatik ve stratejik mülahazalarda en güçlü vurgu daima Kıbrıs’ın jeostratejik konumuna yapılmaktadır. Kıbrıs Adası; Girit, Malta veya Rodos’tan çok daha kritik bir öneme sahiptir. O, bir ileri karakoldur. Orta Doğu petrollerinin çıkış kapılarını, Süveyş Kanalı’nı ve Anadolu-Orta Doğu eksenini saniye saniye denetleyen “sabit bir uçak gemisi” olarak nitelendirilmektedir. Hava gücünün her istikamete anında yönlendirilmesi ve devasa bir lojistik destek sağlanması açısından dünyada eşine az rastlanır bir hâkimiyet alanı sunmaktadır. Jeopolitiğin o sarsılmaz kontrol teorisinin bize net olarak emrettiği gibi: “Akdeniz’e hâkim olmak isteyen, Kıbrıs’ı kontrol etmek zorundadır.”
