menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Guterres’in ziyaretinin ardından–I

17 0
04.08.2026

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in 27–29 Temmuz 2026 tarihlerinde Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaret, yalnızca yeni bir diplomatik temas olarak değil, Kıbrıs meselesinde altmış yılı aşkın süredir devam eden Kıbrıs Türklerine yapılan haksızlığın yeniden görünür hâle geldiği bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Ziyarete damgasını vuran ise açıklamalar değil, ara bölgede gerçekleşen üçlü toplantı öncesinde ortaya çıkan görüntü oldu. Görev süresinin bitmesine beş ay kalan bir Genel Sekreter iki taraf arasında ortak zemin yokken ansızın Ada’ya gelmiş, kamuoyuna yansıyan görüntülerde sıcak havada kapı önünde beklerken görülmüş, Kıbrıs Rum lideri Nikos Hristodulidis ise elleri cebinde ev sahibi rahatlığıyla kendisini karşılamıştır. Diplomasi bazen sözlerden çok görüntülerle konuşur. O gün ortaya çıkan görüntü bir nezaketsizlik değil, bir güç ölçümüdür. Ölçüm yapılmış ve sonucu alınmıştır. Rum tarafı çözümsüzlükten zarar görmediğini, mevcut statükonun sağladığı siyasî ve kurumsal konfor sayesinde kendisini baskı altında hissetmediğini göstermiştir. Bu rahatlığın tarihî ve hukukî kökeni, 1959–1960 antlaşmalarıyla kurulan ortaklık düzeninin bozulmasında aranmalıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti, yalnızca Kıbrıs Rum halkına ait üniter bir devlet olarak değil, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının kurucu ortaklığına dayanan, kendine özgü iki toplumlu bir yapı olarak kurulmuştu. Kıbrıs Türk halkının kurucu ortak ve eşit statüsü; Cumhurbaşkanı Yardımcılığı, veto yetkileri, ayrı toplum meclisleri ve devlet organlarındaki belirlenmiş temsil oranlarıyla güvence altına alınmıştı. Garanti ve İttifak antlaşmaları da Ada’daki anayasal düzeni ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeyi uluslararası hukuk zeminine oturtmuştu. 1960 antlaşmalar düzeni, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yaratan eşit kurucu iki halk ile Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık arasında kurulan uluslararası bir antlaşmalar sistemiydi. 21 Aralık 1963’ten itibaren Rum tarafı bu ortaklık düzenini silah zoruyla ortadan kaldırmış, Kıbrıs Türk halkını ortak devletin organlarından dışlamış; saldırılar, kuşatmalar, zorunlu göçler ve öldürme olaylarıyla varoluş ve özgürlük mücadelesi vermeye mahkûm etmiştir. 15 Temmuz 1974’te gerçekleştirilen Rum–Yunan darbesi, Helen Cumhuriyeti’nin ilanı ve Ada’nın Yunanistan’a bağlanması hedefi, Türkiye’nin Garanti Antlaşması’nın IV. maddesinden doğan hak ve yükümlülükleri uyarınca Kıbrıs Barış........

© Kıbrıs Gazetesi