menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dava sahibi olabilmek…

25 0
27.02.2026

Her insanın hayatta ulaşmak istediği hedefleri, gerçeğe dönüştürmek sevdasıyla yaşadığı hayalleri vardır. Ancak salt bireysel hedefler ve hayaller, bir ömrü tarihi bir anlama taşımaya yetmez. Her insanın aynı zamanda yürekten inandığı, uğruna ter döktüğü, şahsi menfaatlerinin ötesinde tuttuğu yüce bir de “davası” olmalıdır. İnsan doğar, büyür, yaş alır ve günü geldiğinde sahneden çekilir. Fakat devlet dediğimiz o muazzam yapı, şahıslarla değil, nesillerin omuzlarında yürür. Bireyin ömrü sınırlıdır; devletin hafızası ise Oğuz Kağan’dan/Mete Han’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uzanan binlerce yıllık “devlet-i ebed-müddet” (sonsuz devlet) inancı üzerine kuruludur. Bu nedenle bir “dava” sahibi olmak; meydanlarda sadece coşku üretmek, slogan atmak veya romantik bir heyecana kapılmak değildir. Dava sahibi olmak; tarih bilmek, strateji üretmek ve omuzlarında asırların sorumluluğunu taşıyabilmektir. Türk milletinin Türk Cihân Hakimiyeti, Nizam-ı Âlem ve İ’lây-ı Kelimetullah gibi evrensel tasavvurları, dün kılıçla çizilen sınırları ifade ederken; bugün masada, diplomaside, bilimde ve teknolojide cihanşümul bir kudrete ulaşmayı emretmektedir.

Kariyer değil, karakter inşası

Bugün, modern çağın dayatmalarıyla gençlere sürekli olarak “başkalarıyla rekabet etmeleri” aşılanıyor. Daha iyi bir kariyer, daha görünür bir başarı, daha yüksek bir gelir, sosyal medyada daha fazla beğeni… Oysa Devlet Aklı açısından asıl mesele, bireyin başkasıyla değil, bizzat kendisiyle rekabet etmesidir. Kendi kapasitesini artırmayan, zihnini geliştirmeyen, entelektüel bir disiplin üretmeyen hiçbir insan; bu büyük ve kutlu davanın taşıyıcısı olamaz. Oğuz Kağan Destanında “Daha deniz, daha müren” veya “yurdumuzu öylesine büyütelim ki, gökyüzü ülkemizin çadırı, güneş de bayrağı olsun” denilmektedir. Orhun Abideleri’nde de “Üstte........

© Kıbrıs Gazetesi