Dünya’da Uluslararası hukuk yerine, güç belirgin hale geldi
Dünya’nın gözü kulağı bulunduğumuz bölgedeki savaşta. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarında taraflar ha bre birbirlerine vuruyorlar. ‘Vur abalıya’ misali.
İki taraf, ABD ile İran, Cenevre’de masada görüşürken, ileriki toplantının yeri, tarihi bile belirlenmişti. Ancak toplantı yeri sadece formaliteden ibaretti.
Zaten ABD, görüşmelerin başladığı ilk günden bölgeye askeri yığınağını yapmış, İran’a karşı bir tehdit ve baskı unsuru yaratmıştı. ‘40 katır mı, 40 satır mı?’ misali.
Ve İran’a yönelik saldırılar başlarken, yürekler hop oturdu, hop kalktı. Özellikle de ateş çemberinin içinde olan bölge insanlarının yine uykuları kaçtı. Yıllardır Filistin topraklarında, Gazze’de, Batı Şeria’da uygulanan soykırımdan dolayı zaten uykusuz gecelere alışılmıştı.
Eğer ABD – İran müzakere masası örneğin İstanbul’da kurulsaydı, aynı akıbetle karşılaşılır mıydı? Deneyimli uzmanlar değerlendirmelerinde bu soruyu da soruyorlar. Bir defa ABD ile İran görüşür gibi olsalar dahi, masanın altında bir üçüncü ülke, İsrail vardı. Amacı da her ne olursa olsun, müzakereleri akamete uğratmak ve İran’a karşı saldırılara bir an önce başlamaktı.
Netanyahu’nun planı buydu ve ABD Başkanı Donald Trump’ın da bir takım gerekçelerle müzakereyi bırakıp silaha sarılma niyeti vardı. Trump, İran’dan beklediklerini alamamıştı. Çünkü İran’ın hem nükleerden vazgeçmesini hem de rejimin değişmesini istiyordu. Esasen yıllardan beri ambargo altında ekonomik zorluklarla karşı karşıya bulunan İran’ı tam anlamıyla İsrail’in yörüngesine sokma esas hedefti. Bir başka deyişle İsrail için tehlike yaratamayacak kılığa sokmaktı.
Esas hedef budur. Buna ulaşılır mı, ulaşılamaz mı herhalde göreceğiz. Netanyahu’nun peşine takılıp giden Trump da İran’da Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesiyle arzu ettiği rejim değişikliğinin gerçekleşeceğini umut edebilir.
Bir ülkenin beğenseniz de beğenmezseniz de siyasi liderini öldürmek hakkı olabilir mi? Artık sesi eskisi kadar çıkmayan ‘Uluslararası hukuk’ bu konuda ne diyor bilemiyoruz da, onun yerine dünyadaki düzeni, gücün belirleme çabaları gidişatın hiç de iyi olmadığının göstergesidir.
Merve Akcan Mağusa’da defnedildi
Merhum Coşkun Akcan’ın güzel kızı Merve Akcan Mağusa’da toprağa verildi. Annesi Işın hanım, kardeşi ve eniştesi Neşe Akcan Özlük – Mert Yusuf Özlük, yeğenleri Ömer Coşku Özlük, Mervesu Işıl Özlük, anneannesi ve dedesi Neşe Beyzade – Cemil Beyzade (merhum), dayısı ve yengesi Mine – Aziz Beyzade, kuzenleri Cemil – Özen Beyzade, “Hayat dolu gülüşüyle kalbimizde iz bırakan, yokluğuna alışamayacağımız Merve Akcan’ı kaybettik. Acımız tarifsizdir. Sen hep bizimlesin seni her şeyden çok seviyoruz. Ruhun şad, mekanın cennet olsun” dediler.
Erülkü – Düşmez – Kaleli
Erülkü Süpermarket’in kurucusu merhum Mehmet Erülkü’nün annesi Şaziye Erülkü Lefkoşa’da defnedilirken, aslen Paşaköy’lü olup, uzun yıllardan beri Lefkoşa’da yaşayan Düşmez ailesinin çınarı Derviş Düşmez de Lefkoşa’da toprağa verildi. Kaleli ailesinin değerli büyüğü Ezher Kaleli ise Mağusa’da defnedildi.
