Keynesyen Dönem Bir Anomali mi?
Keynesyen Dönem Bir Anomali mi?
Keynesyen Dönem kapitalizmin tarihi içinde bir anomalidir. Olağanüstü ekonomik, toplumsal, siyasal ve küresel şartların bir araya gelmesiyle mümkün olmuştur. Bu anlamda tekrarlanması mümkün değildir.
Kapitalizmin tarihini dönemlere ayırmak zor iştir açıkçası. İki nedenle zordur. Birincisi, dönemler arası kırılmanın hangi değişkenler veya hangi etkenler seti üzerinden gerçekleştiğine karar vermek zordur. Birincil olanla, aslında daha önemli olanla, ikincil olanı, daha tali ve önemsiz olanı ayırt etmek zordur. Burada kuramın önceliği ve öncüllüğü kendini çok belli eder. İkincisi ise kapitalizmin yapısıyla ilgilidir. Kapitalizm eşitsiz gelişir. Eşitsiz gelişim, arkaik olanla modern olanın, aslında ölü olması gereken ile canlılığının doruğunda olanın, bitmesi gerekirken tam olarak bitmemiş olanla tam olarak gelmesi gerekirken yarım yamalak gelmiş olanın yan yana ve aynı yapıda yaşaması anlamına gelmektedir. Kısacası bir tür ortakyaşarlık hikayesidir kapitalizm. Bu anlamda dönemselleştirme bir tarafıyla aynı olmayanı aynıymış gibi, aynı olanları ise farklıymış gibi kabul etme riskini de taşır.
Muhalif sosyal bilimcilerin ekserisi kapitalizmin son 40-45 yılını nitelendirirken “Yeni Liberal” tabirini kullanmaktadır. Yazımızın konusu değil ama artık bu kavramın bir joker gibi kapitalizmin her modern olgusunu ya da sürecini anlatırken kullanılmasının sorun yarattığına inanıyorum. İki nedenle. Birincisi “Yeni” değil; bu dönemin kapitalizmini nitelediğine inandığımız her süreç aslında daha önce yaşanmıştı. Bu süreçler kapitalizmin yapısına içkin süreçlerdir. Bu anlamda “yeni” değil. İkincisi de “liberal” değil. Klasik liberalizm ile bugünkü yeni olan liberalizm arasındaki tek ortak nokta her ikisinin de özel mülkiyete ve piyasa mekanizmasına olan güvenleri. Ancak bu güvenin bile faklı derecelerde olduğunun not edilmesi gerekiyor. Klasik liberalizm piyasa mekanizmasının sınırlarını daha kalın bir şekilde çizmekteydi, böylece kamusal politikaya bir nebze yer açmaktaydı. Çok beğenmesek de siyasal ve örgütlü insan eylemine de alan açmaktaydı. Bugün genel bir eğilim olarak neredeyse tüm kapitalist ülkelerde uygulanan ekonomik, siyasal ve sosyal politikalar sermayenin mutlak tahakkümünü dayatmaktadır ve liberallerin iddia ettiklerinin aksine bir baskı aracı olarak devleti daha da öne çıkarmaktadır. Kısacası orta karar bir burjuva ideolojisi olan klasik liberalizmle alakası yoktur. “Yeni Liberalizm” ucunu uzatsanız faşizme değecek sermaye programıdır. “Yeni” değildir, “liberal” hiç değildir. Kapitalimin özüne dönüş operasyonudur. Bu çerçeve içinde Keynesyen Dönem olsa olsa bir teneffüstür, ama ders zili çalmış görünmektedir.
Peki kafa karışıklığımız nereden kaynaklanmaktadır? Aslında kapitalizmin geride bıraktığımız yüzyıldaki gelişim mecrasını analiz etmeye yönelik her çaba kaçınılmaz bir şekilde Keynesyen dönemi nirengi noktası olarak almaktadır. Ulusal ve küresel düzeylerde tam olarak ne zaman başladığına dair tartışmalar hala sürmektedir. Ama hadi biz kurumsal altyapısının oluşturulmasını başlangıç olarak kabul edelim; böylece doğum tarihini 1944 Haziran’ına, yani Bretton Woods Konferansı’na sabitleyelim. Bitişi ile ilgili de net bir tarih vermek mümkün değildir ama kabaca herkesin yaptığı gibi 1980lerin başı diyelim. Aslında Keynesyen diye adlandırılan makroiktisadi ve makro-sosyal politikaların ekinliğini yitirmeleri 1970lerin başına tarihlenebilir, fiilen 1970lerin başında nihayetlenmiştir. 1980lerin başına kadar geçen süre sistemik krizin yol açtığı kaos dönemidir. Ama önemli değil.
Bu dönem için “Kapitalizmin Altın Çağı” yakıştırması bolca kullanılır. “Altın Çağ” hem bir özlemi hem de bir hüznü anlatmaktadır. Neden altın gibi parlamaktadır? Cevabını artık lisans öğrencileri bile ezbere bilmektedirler. Büyümeden, yatırıma, istihdamdan sosyal politikaya, gelir ve servet dağılımından kalkınmaya; tüm iktisadi ve sosyal sorun alanlarında kapitalizmin ondan önceki tarihinde görmediği, sonrasında da görmeyeceği parlak bir performans ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla göz alıcı olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir.
Ancak kapitalizmin bugününü ve dününü değerlendirirken kafamızı karıştıran sıra dışı ölçütler yaratmaktadır Keynesyen Dönem. Karşılaştırma bir bilimsel araç olarak bir sıradanı, bir normali referans noktası olarak almaya meyillidir. Normal ve sıradan olan ise sıra dışı şartlara bağlı olmadan yapının kendi eğilimlerinden doğarak, doğal olarak ortaya çıkandır. Oysa Keynesyen Dönem normal bir dönem değildir; bir anomalidir. Kısacası olağanüstü ekonomik, siyasal, toplumsal, tarihsel ulusal ve uluslararası şartların yarattığı olağanüstü bir dönemdir; olağan değildir. Bu olağanüstülük, anomali olma durumu pek az sosyal bilimcinin dikkatini çekmiş gibi görünmektedir. Az sayıdaki sosyal bilimcilerden biri de Andre Gunder Frank’tır:
“Savaş sonrası ekonomisinde, yüksek bir düzeyde, yeni bir kütlesel sermaye yatırımı ve birikimi dalgasına olanak veren şey, yukarıda bahsedilen işçi sınıfı karşısındaki ilişkiler ile kapitalist emperyalistler arası ilişkilerin birleşimi idi; yanı sıra, Depresyon ve Savaş tarafından sermeyenin ekonomik ve fiziksel imhaya uğramış olmasıydı; Savaş’tan bu yana önce yapay olarak kışkırtılan anti komünist histeriyle, ardından silahlanma yarışıyla desteklenen sürekli savaş ekonomisiydi – yoksa Keynesçi makroekonomik politika değil.”[1]
Frank’ın muhalif cenahtan iktisatçılar arasında Keynesyen dönemi bir tür olağanüstülük, sıra dışılık olarak görme konusundaki öncüllüğünü ve tekilliğini bir kenara not edelim. Onun argümanına iki yönden itirazımız var. Birincisi anomaliyi yaratan etmenler listesi eksik bir liste. İkincisi itirazımız ise Keynesyen makroiktisadi politikalara yönelik teşhisine yöneliktir. Keynesyen makroiktisadi politikalar, hem ulusal hem de küresel düzeyde, sermayenin sağlıklı ve yüksek oranlarla birikebilmesi için olanaklı olan tek hat idi o dönem için. Diğer bir ifadeyle Keynes’in adına yazılmış politikalar demeti ancak ve ancak böyle olağanüstü, sıra dışı bir dönemde uygulanabilirdi. Bu son yargı yazının sonunda değinilecek bir karamsarlığa yol açıyor elbette.
Peki nelerdi bu şartlar? İlk olarak Amerikan kapitalizmi savaş sırasında hem kendi askeri ve toplumsal gereklerini hem de müttefiklerinin askeri ve toplumsal taleplerini karşılayabilmek için normal olandan yüksek bir hızla büyüdü. Lend Lease anlaşmalarıyla (1941-1945) müttefiklerine hem askeri mühimmat ve araç, hem de gıda ve........
