Yeni bir tartışmalı kurum: Milli Eğitim Akademisi
Son zamanlarda medyanın gündemini işgal eden bir konu var:
Milli Eğitim Akademisi…
Akademinin, Türkiye’de öğretmen niteliğini ülke genelinde eşitlemek, üniversite mezuniyeti ile sınıf içi uygulama arasındaki boşluğu kapatmak, hizmet içi eğitimleri kurumsal ve ölçülebilir bir yapıya kavuşturmak ve eğitim yöneticilerini çağdaş liderlik becerileriyle yetiştirmek amacıyla kurulduğu ifade ediliyor.
Yeni yapı ile hedeflenen; öğretmenlik mesleğinin profesyonel standartlarının yükseltilmesi, eğitim kalitesinin sürdürülebilir biçimde artırılması ve eğitim sisteminin uzun vadeli insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesi…
Buraya kadar her şey güzel ve kulağa oldukça hoş geliyor.
İdeal çağrışımlar uyandıran ve iddialı hedefler koyan böyle bir yapı kurulmadan önce iki temel ve radikal soruyu sormak gerekir:
Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığı ve ona bağlı hizmet sunan okullar; küresel dönüşümün getirdiği şartlar ve çağın değişim dinamikleri karşısında hâlâ belirleyici, müdahil, etkili ve oyun kurucu bir aktör müdür; yoksa değişimin gerisinde kalmış edilgen ve izleyici bir yapıya mı dönüşmüştür? Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yenilikler; internet, dijital evren ve yapay zeka güdümlü yeni eğitim atmosferi karşısında; geçtiğimiz yüzyıldan kalma geleneksel misyonunu ve buna dair yaklaşım ve yöntemlerini olduğu gibi koruyan demode bir örgütlenme ve işleyiş yapısı ile eğitim sisteminin geleceğini kurmak mümkün müdür?
İkincisi ise, özellikle son 20 yılda Türkiye’de eğitimin diskurunu, temel yönelimlerini ve bir bütün olarak eğitimin pratiğini “sınavlara hazırlık” ekseninde büyük ölçüde belirleyen özel okul sistemi karşısında düzenleyici, yön verici ve sürükleyici rolünü büyük ölçüde yitirmiş ve edilgen bir konuma........
