menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni bir tartışmalı kurum: Milli Eğitim Akademisi

14 0
24.02.2026

Son zamanlarda medyanın gündemini işgal eden bir konu var:

Milli Eğitim Akademisi…

Akademinin, Türkiye’de öğretmen niteliğini ülke genelinde eşitlemek, üniversite mezuniyeti ile sınıf içi uygulama arasındaki boşluğu kapatmak, hizmet içi eğitimleri kurumsal ve ölçülebilir bir yapıya kavuşturmak ve eğitim yöneticilerini çağdaş liderlik becerileriyle yetiştirmek amacıyla kurulduğu ifade ediliyor.

Yeni yapı ile hedeflenen; öğretmenlik mesleğinin profesyonel standartlarının yükseltilmesi, eğitim kalitesinin sürdürülebilir biçimde artırılması ve eğitim sisteminin uzun vadeli insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesi…

Buraya kadar her şey güzel ve kulağa oldukça hoş geliyor.

İdeal çağrışımlar uyandıran ve iddialı hedefler koyan böyle bir yapı kurulmadan önce iki temel ve radikal soruyu sormak gerekir:

Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığı ve ona bağlı hizmet sunan okullar; küresel dönüşümün getirdiği şartlar ve çağın değişim dinamikleri karşısında hâlâ belirleyici, müdahil, etkili ve oyun kurucu bir aktör müdür; yoksa değişimin gerisinde kalmış edilgen ve izleyici bir yapıya mı dönüşmüştür? Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yenilikler; internet, dijital evren ve yapay zeka güdümlü yeni eğitim atmosferi karşısında; geçtiğimiz yüzyıldan kalma geleneksel misyonunu ve buna dair yaklaşım ve yöntemlerini olduğu gibi koruyan demode bir örgütlenme ve işleyiş yapısı ile eğitim sisteminin geleceğini kurmak mümkün müdür?

İkincisi ise, özellikle son 20 yılda Türkiye’de eğitimin diskurunu, temel yönelimlerini ve bir bütün olarak eğitimin pratiğini “sınavlara hazırlık” ekseninde büyük ölçüde belirleyen özel okul sistemi karşısında düzenleyici, yön verici ve sürükleyici rolünü büyük ölçüde yitirmiş ve edilgen bir konuma düşmüş bir kamu eğitim sistemi adına kurulacak bu tür formel yeni bir yapılanma neyi değiştirecektir?

Milli eğitimin yığınlarla sorunu var. Bunlar, genel olarak öğretmenin yetişme şartları ve pedagojik yeterliliğinin dışında ve büyük ölçüde bunlardan bağımsız sorunlardır.

Bu bağlamda, eğitim sisteminin başlıca yapısal sorunlarını şöyle sıralayabiliriz:

-Eğitim sisteminin; ezberciliğe dayalı, sınav odaklı, eleştirel düşünceyi sınırlayan, disiplinlerarası düşünceyi geliştiremeyen, özgünlüğü ve araştırmayı teşvik etmekten uzak yapısı bu sorunların başında geliyor.

-PISA verileri, Türkiye’de öğrencilerin başarı farklarının önemli ölçüde sosyo-ekonomik eşitsizliklerden ve ailelerin gelirin yetersizliğinden kaynaklandığını ortaya koyuyor.

-Sık değişen eğitim müfredatı ve sınav yöntemleri; öğretmenlerin ve öğrencilerin sisteme uyum sağlamasını zorlaştırıyor ve eğitim kalitesini düşürüyor.

-Türkiye’de birçok devlet okulunda öğrenciler arasında belirgin biçimde yaygınlaşan disiplinsizlik, çete yapılanmalarına kadar varan gruplaşmalar, çatışma ve şiddet eğilimleri, akran zorbalığı vakaları ve okul yönetimlerinin bunları çözmedeki idari acziyet ve yetersizlikleri; pedagojik ve kurumsal yönden eğitim işlevini zayıflatan ciddi bir kriz alanı oluşturuyor.

-Son 20 yılda “özel eğitim sektörünün” aşırı ve kontrolsüz büyümesi; velilerin eğitim tercihlerinin ve öğrencilerin kariyer yönelimlerinin özel okullar ve dershaneler tarafından belirlenmesi sonucunu doğurmuş bulunuyor.

Akademi modeline yönelik önemli eleştirilerden biri, öğretmen yetiştirme görevini eğitim fakültelerinden alarak bürokratik bir kuruma devretme riskidir.

Bu konuya dair dile getirilen eleştirilerin odağında genel olarak; öğretmen yetiştiren bölümlerin ve eğitim fakültelerinin işlevsizleşmesi, öğretmenliğin eğitici ve öğretici rolünün zayıflayarak idari bir meslek haline dönüşmesi endişeleri yer alıyor.

Hadi diyelim Milli Eğitim Akademisini dört başı mamur bir şekilde hayata geçirdiniz. Kendisinden bekleneni en iyi şekilde yerine getirdi ve öğretmenlere kuruluş amacında belirtilen “eğitimcilik nosyonunu,” bilgi ve yaklaşım yöntemlerini kazandırdı. Hatta burada verilen eğitimle yetinmediniz, öğretmenlerin tümünü doktora derecesine kavuşturdunuz.

Bu neyi değiştirecek?

Müfredat sınav odaklı kalırsa, eşitsizlikler giderilmezse, eğitim yönetiminde merkeziyetçilik sürerse; özel sektör eğitimde hakim olmaya, temel yönelim ve süreçleri belirlemeye devam ederse akademi mevcut yapıda ne gibi bir değişime yol açmış olacak?

Bu şartlar altında, öğretmenler en ileri pedagojik yöntemlerle yetiştirilseler bile; sistemin temel kurgu ve işleyişi değişmediği sürece etkileri sınırlı kalacaktır. En iyi yetişmiş öğretmen bile; amaçları belirsizleşmiş, yeni şartlara uyum sağlayamayan ve değişen ihtiyaçlara cevap veremeyen mevcut sistemin kendisi için çizdiği sınırları aşamayacaktır.

Eğitim sisteminin rolünü, amacını ve yöntemini yeniden düşünmeden, merkeziyetçi refleksleri sürdürüp kurumsal vitrinler üretmek, yalnızca mevcut sorunları ertelemekten başka bir sonuç doğurmaz.

Mesele yalnızca yeni bir kurum kurmak değil, eğitimin varlık sebebini ve temellerini yeniden düşünmektir. Eğitimin rolü, amacı ve toplumdaki işlevi yeniden tanımlanmadan; milli eğitim teşkilatının değişim karşısındaki edilgenliği giderilmeden; eğitimdeki yapısal eşitsizlikler ve merkeziyetçi yönetim sorunları çözülmeden kurulacak bir akademinin, ne kadar iddialı olursa olsun, beklenen dönüşümü gerçekleştirmesi beklenemez.


© Karar