Tarihçiliğimizde İlber Ortaylı
“Tarihçilik müzik, resim, şiir gibi doğal yetenek ister... Tarihçi doğmayan tarihçi olmaya çalışabilir, belki uluslararası iyi bir araştırıcı da olabilir. Gerçek tarihçi olmak için öncelikle mütefekkir olmak gerekir.”
Büyük tarihçilerimizden merhum İlber Ortaylı’nın hayat hikayesini gazetelerde okudunuz, TV’lerde dinlediniz. Ben onun tarihçiliğini yazmak, akademik eserlerinden bir demet sunmak istiyorum.
Rusça, Arapça, Farsça dahil dokuz dili bilir, konuşurdu. Bu dillerdeki arşivlerde çalışmalar yapmıştı. Bunun ona nasıl bir geniş ufuk ve mukayese imkânı kazandırdığını söylemeye gerek yok.
Nitekim Ortaylı, bizde pek gelişmemiş olan “mukayeseli tarih” alanında gerçek bir bilim otoritesidir. Öyle ya, tarihe hem Osmanlı arşivlerinden, hem Petersburg, Londra, Paris, Berlin, Kahire arşivlerinden bakmak başka oluyor.
Ortaylı’nın doçentlik tezi olan Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu’nu yazmak için Osmanlı arşivlerinden başka Bonn, Londra ve Washington arşivlerinde çalışmış, bu dillerde geniş bir kaynak taraması yapmış olması tipik bir örnektir.
Ortaylı’nın Haziran 1999’da Türk Tarihi’nin Kaynakları Semineri’nde “Rusya Arşivleri ve Osmanlı Tarihi” başlığıyla sunduğu tebliğ onun bizde pek incelenmemiş olan Rus arşivleri hakkındaki bilgisini gösterir.
Benim gözümde Ortaylı’nın en mühim eserlerinden biri, beş yüz küsur sayfalık Osmanlı İmparatorluğunda İktisadi ve Sosyal Değişim adlı kitabıdır. Birinci cildi yayınlanan bu kitabında Ortaylı konuyla ilgili makaleleri toplamıştır. Kaynaklarına baktığımızda Osmanlı arşivlerinden başka İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça kaynaklar da görürüz.
Onun içindir ki, Ortaylı, ister popüler, ister resmi ideolojik olsun, bütün şablonlara hapsolmadan, olaylara birçok pencereden bakabilen büyük bir tarihçimizdir.
‘Ortaylı tarihçiliği’ni üç açıdan değerlendirmek mümkün.
- Arşiv çalışması ve araştırma... Bu işin araştırmacılık tarafı, bilim yönü...
- İkincisi ‘mukayeseli tarih’ perspektifi... Mesela bizdeki II. Mahmut ve reformlarıyla Rusya’daki Petro reformlarını mukayese etmek... Yahut Türk ve Japon modernleşmelerini mukayese etmek... Yahut bizde Batı’dan kanunlar alınmasını incelerken, bütün dünyadaki ‘hukukun Romanizasyon’ sürecinin nasıl geliştiğini araştırmak ve mukayese etmek...
- Ortaylı’nın üçüncü özelliği, şiir gibi, musiki gibi doğuştan gelen bir kabiliyetidir, yani ‘tefekkür’ sahibi olması, fikir üretmesidir. Mesela 19. Yüzyıl için İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı demesi tamamen bir tefekkür hadisesidir. Bu ismi taşıyan kitabında kendisi de bakın ne diyor:
“Ülkemizin modernleşme tarihini yazarken kaynak belgeler kadar tutarlı bir düşünsel yaklaşım da gerekmektedir. Osmanlı modernleşmesi, modernleşen bütün ülkelerin tarihi ile karşılaştırılarak düşünülmelidir.”
Karşılaştırmalı tarih… Hamasetin ve ideolojinin boğduğu zihinlerimizde mutlaka ‘karşılaştırmalı tarih’ penceresi açmak lazım.
Bizde tarih deyince genellikle siyasi ve askeri tarih akla gelir. Bu sınırlı alanın dışına doğru tarihçiliğimizdeki ilk adımı, kültür tarihçiliği ile Fuat Köprülü attı. İktisat tarihçiliği konusundaki öncü şüphesiz Ömer Lütfi Barkan’dır. İnançlar tarihçiliğinde de Ahmet Yaşar Ocak.
Ortaylı, tarihçiliğimizin alanını genişletti.........
