menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çin, Orbán’ın yenilgisinden ne öğrenecek?

19 0
03.05.2026

NEW YORK — 1956 Macar Devrimi’nden bu yana, ülke tek partili devletlerde siyasi reformun tehlikeleri konusunda uyarıcı bir örnek olarak görülmüştür. Geçen ay Macaristan’daki parlamento seçimlerinde Viktor Orbán’ın yenilgisinden sonra, bu ders dünyanın otokratik güçleri tarafından — özellikle de Çin tarafından — yeniden düşünülüyor.

Hikaye 70 yıl önce, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nin kapalı oturumunda Nikita Kruşçev’in yaptığı “Gizli Konuşma” ile başlıyor. Kruşçev bu konuşmada Stalin’i kınadı; selefinin kişilik kültünü, acımasız tasfiyelerini ve Nazi işgaline karşı hazırlıksızlığını eleştirdi.

Gizli olarak yapıldığı iddia edilen konuşma, yine de hızla sızdırıldı ve o dönemde Kremlin’in kontrolü altındaki Doğu Bloku ülkelerinde şok dalgaları yarattı. Mutlak gücün simgesi olan Stalin’in kendi yandaşlarından birinin saldırısına uğrayabileceği düşüncesi, yeni siyasi olasılıklar için umutları arttırdı.

Bu etki özellikle Macaristan'da çok etkileyiciydi. 1848-49 Macar Devrimi'ne ilham veren şairin adını taşıyan Petőfi Çevresi adlı Budapeşte tartışma kulübü, reformlar hakkında ılımlı tartışmaların yapıldığı kontrollü bir platform olarak 1955 yılında Komünist Gençlik Birliği tarafından kurulmuştu. Kruşçev'in konuşmasının ardından, grubun üyeleri daha radikal sorular sormaya başladı.

Binlerce izleyiciyi çeken tartışmalarda üyeler, Macaristan'ın Stalinist lideri Mátyás Rákosi'yi eleştirdi ve basın özgürlüğü, ekonomik reform, siyasi rehabilitasyon ve tasfiye kurbanları için tazminat talep etti. Bu, Sovyet yönetimine karşı yaygın bir muhalefetin alevlenmesine yardımcı oldu. Birkaç ay içinde, öğrenci protestoları, Sovyetler Birliği'nden fiili bağımsızlık hedefleyen ulusal bir hareket olan 1956 Macar Devrimi'ne dönüştü.........

© Karar