Adaletin pusulası duygu mu ilke mi?
Adaletsizliklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz.
Yoksulluktan yatağa aç gönderilen çocuklar, çok düşük ücretlerle çalışmaya mahkum gençler, şiddet mağduru kadınlar, evleri bombalanıp çadırlarda yaşamaya mahkum edilen siviller…
Toplumsal dayanışmanın iyice aşındığı, sosyal sözleşmelerin altının oyulduğu bir çağdayız.
İnsanları bir arada tutan içtimai bağlar hızla zayıflıyor.
Bu iklimde bir sığınak arayanlar, empati duygusuna müracaat ediyorlar.
Tamamen kendilerine odaklanarak başka insanların uğradığı haksızlıklara, çektiği acılara, maruz kaldığı zulümlere karşı duyarsızlaşan insanlara “kendini onun yerine koy” diyorlar.
Fakat doğrusu bu pek de bir işe yaramıyor!
Mesela kadınlara laf atan, onlar hakkında çirkin sözler söyleyen erkeklere, “aynısı senin yakınlarına yapılsaydı ne hissederdin” diyorlar.
Bu, ahlakı ilkesel bir zeminden koparıp kişisel bir mülkiyet ilişkisine indirgeyen bir argüman.
Yaptıklarının ahlaken yanlış olduğunu fark edemeyenler, bu tür kişiselleştirilmiş empati çağrıları ile tedavi edilemezler!
İlk bakışta kusursuz bir ahlaki pusula gibi görünen empati çağrısı, aslında içinde tehlikeli bir paradoksu barındırıyor.
Biraz açalım.
Kanadalı psikolog Paul Bloom, Against Empathy (Empatiye Karşı) adlı kitabında başkasının bakış........
